12 Haziran 2012 Salı

küçük şeyler




küçük lezzetlerdi almak istediğimiz yaşamdan. tatlı, ekşi, acı, tuzlu... sonunda insanın ağzında bir hoşluk bırakmasıydı mesele. zamanla yetmedi bu tadlar;  midemizde hissettiğimiz dolgunluğu önemsedik  ve damakta kalan en güzel tadları kaçırdık!


küçük tınılardı duymak istediğimiz. bazen bir çocuğun gülüşü, bazen yaprakların hışırtısı rüzgarın altında. bazen tek bir cümleydi yürekten gelen. kimi zaman “söylenmedik en güzel sözdü” duyulması özlenen. gürültüyü tercih ettik, avaz avaz bağrılsın, herkes duysun istedik ve en güzel sesleri duymadık; sağırlaştık!


küçük resimlerdi görmek istediğimiz. gülen bir çocuğun gözleri, masmavi bir deniz, engin bir gökyüzü. en şatafatlı ve en pahalı tabloları istedik hep...boy boy görüneceğimiz, hele de olduğumuzdan farklı gösteren aynaları pek sevdik; görmek yerine göstermek istediğimizden belki de körleştik!


küçük, temiz kokular istedik etrafımızda. yağmur sonrası toprağın ve çimenlerin kokusu mesela. taptaze bir bardak çayın yanında tarçınlı bir dilim kek veyahut da... sabun kokusu, bebek kokusu, tertemiz bir ilkbahar sabahı kokusu, çilek, karpuz veya şeftali kokusu gibi birşey söylemek istediğim. oysa aromalara, yapay kokulara dadandık; parfümler arasında tenin kokusunu unuttuk!


küçük dokunuşlarda saklıydı ayrıntılar ve parmak uçlarındaydı sırrı. bir bebeğin teninde, bir çiçeğin üzerine düşmüş çiğ tanesinde, yaşlı ellerin kurumuş toprak dokusunda... sihirli dokunuşlardı hayat veren ve sevgiyi en güzel anlatan. dokunmak yetmedi; var olan herşeyi avuçlamak, kalanını ceplerimize doldurmak, herşeye bir anda ve tek başımıza sahip olmak istedik! 


küçük sürprizlerdi yaşamak istediğimiz, en ummadığımız anlarda gelen. hediyeler şatafatlı kurdeleler ve parlak jelatinden kağıtların arkasında sönük kaldı; en güzel paketi olan, en pahalı hediye en güzelidir sandık! sürprizlerin en güzelini bir kenara attık!

küçücük bir cümleydi duymak istediğimiz! bilmemiz yetmezdi; onu hep duymak isterdik. altı heceli tek bir cümleydi o; ama öylesine değil, yürekten olmalıydı. herşeyin sahtesine kanardık da bunun dürüstlükle söylenip söylenmediğini hemen anlardık... ya da anladığımızı sanar, tüm masallar gibi buna da kanardık...

küçük şeylerin ardında gizliydi büyük gerçekler... tadını, kokusunu, dokusunu anlamasak da ruhunu bilir ve nerede olsa tanırdık küçük şeyleri...nedense çoğunlukla da söylenmez, sadece içten içten hissedilirdi küçük şeylerin ne büyük şeyler oldukları...




* * *


“hep küçük şeyler bizi usandıran
küçük şeyler bizi utandıran
hep küçük şeyler küçük şeyler bizi yarıştıran
küçük şeyler bizi uzlaştıran


küçük şeyler hepsi de küçücük şeyler
bizi yönlendiren, sevindiren, düşündüren
hep kısa anlar, mutluluklar
hayal görür uzun zamanlar


hep kısa anlar karar verdiğimiz
sonra günler boyu neden diye düşündüğümüz
kısa anlar hepside kısacık anlar
bizi yönlendiren, sevindiren, düşündüren

hep büyük düşler, büyük düşler peşinde koştuğumuz
sonra nerdeyiz diye içinde kaybolduğumuz
hep büyük düşler elimle tutamadığım
hiç görmediğim, yaşamadığım


büyük düşler hepsi de küçücük şeyler
bizi yönlendiren, sevindiren, düşündüren
hep küçük şeyler bizi savaştıran
küçük şeyler bizi barıştıran


hep küçük şeyler seni sevdiğim
küçük şeyler seni üzdüğüm
küçük şeyler hepsi minicik şeyler
bizi yönlendiren, sevindiren, düşündüren”







Related Posts with Thumbnails

.