27 Aralık 2011 Salı

2012




Medyanın sürekli korku pompaladığı yıl olarak ünlendi 2012. Bilenden çok bilmeyenleri konuşturdular ekranlarda. Kimi dinlemesi, kimin söylediklerini dikkate alması gerektiğini bilmeyenler için en korkulacak yıl kapıya gelip dayanmıştı. Onlar, kulaklarını korku söylemlerine açmış;  birlik ve bütünlük çağrısı yapanlara ise sıkı sıkıya kapamışlardı.

Herkes kendini o kadar günahkar ve suçlu görüyordu ki, şimdiye dek eril enerji baskınlığının verdiği bilgilerle bunun karşılığının sadece ve sadece bir cezalandırma olabileceğine inanıyorlardı. Savaşlar yoluyla birbirlerinin hakkından gelmeye, kan dökmeye, doğanın öfkesine maruz kalmaya ve daha da ötesi adına kıyamet dedikleri kötü sona ulaşmayı hak görüyorlardı kendilerine. Kendileriyle aynı korkulara sahip olanları dinliyorlardı haklı çıkabilmeyi umut ettikleri için. Kıyametin onları kıyama çağıran bir toplu bilinçlenme olması fikrine ise burun kıvırıyorlardı.

Tüm bu karamsar beklentilerini 2012’ye saklamışlardı. Öyle ya, birileri çok eski zamanlarda bu tarihi işaret ediyordu ve sonumuz olsa olsa koca bir yıkımdan ötesi olamazdı. Oysa zaman asla insanın düşmanı olmamıştı; en kadim dostlarımızdan biriydi hep. Zamanı anlayanlar ve ötesine geçmeye hazır olanlar ise seslerini duyurmak için çabalarına devam ediyorlardı.

Mayalar’ın ne anlattığını anlamayan ve yolun sonunda felaketlerden başka bir şey göremeyenler 21 Aralık 2012 tarihini çoktan lanetlemişlerdi bile. Oysa o gün gökyüzünde ender rastlanan bir konum olacaktı. Koskoca bir YOD (Tanrı’nın Parmağı) semaya bütün azametiyle kazınmış, insanlara gitmeleri gereken yönü gösteriyordu. Hem zaten 21 Aralık her zaman karanlıktan ışığı doğuran tarihti. Kış başlıyordu ama günler de aynı anda uzamaya başlıyor, Güneş henüz ısıtmasa da  yüzünü daha fazla gösteriyordu yeryüzüne.

O iyilerin iyisi olarak bildiğimiz Jüpiter, Satürn ve Plüton’un korkularının arasına sıkışmış görünürken tam karşısında Venüs’ü bulacaktı o günde. Korkuların üstesinden gelebilecek yegane etkenin SEVGİ olduğunu gösterecekti gökler. Yedi kat gök bir kez daha yedi kat yere mesajlarını yollayacak, yukarıda ne varsa aşağıda da onun olacağını gösterecekti. Bütün azametiyle sistemimizi aydınlatan Güneş ise Venüs ve Mars’ın tam orta noktasında parlayacaktı. Yaşamımızın her alanında dengeyi bulmamız gerektiği mesajı verilecekti bize göklerden ve çok sevdiğim bir astroloji eğitmeninin dediği gibi “Yerin korkuları ile değil, semanın aklı ile” ilerlemeyi er yada geç öğrenecektik.

Karanlıktan aydınlığa çıkmanın yolu olarak yıllardır baskı altında kalan dişil enerjinin eril ile dengeye gelmesi gerektiği gösteriliyordu yukarıdan ve öyle de olacağı müjdeleniyordu. Yazılanlar çoktan yazılmıştı. Bize düşen ise yazılanlar arasına güzel kelimeler bezemek, yazıyı daha keyifle okunur hale getirmekti.

Bu yazıyı güzelleştirecek olan bilgi ise zaten içimizdeydi. Bilip de unuttuklarımızı hatırlamamız gerekiyordu yeniden. Belki de “zamanın sonu” ifadesi bu anlamda kullanılmıştı kadim uygarlıklar tarafından. Belleklerimizdeki çerçöp temizlenecek, harddisklerimize format atılacak ve daha ilk gün gibi tertemiz olacaktı masaüstümüz. İçimizdeki bilge biliyordu tüm bunların nasıl yapılacağını. Herkes ama herkes bir işletim sistemi içinde, onunla entegre bir biçimde çalışan ufak bilgisayar programlarıydı.

Artık bu sorumluluğu üstlenmenin zamanı gelmişti. Herkes bir kısmının önceden belirlendiği, bir kısmını da kendi yazdığı bu program içinde kendi görevlerini bilmeliydi. 2012 ile perçinlenecek bu süreçte dizginleri elimize almamız gerektiğini, tüketmek yerine üretmeye dayalı sistemlere geçilmesindeki hayrı, ayrılık yerine birlik bilincine ulaşmanın vakti olduğunu, rekabet yerine eşitliğin tüm sistemlerin lokomotifi olması gerektiğini anlayacaktık. Elbette bunun için birçok konuda paradigmanın yıkılması gerekiyordu ve insanların görüşlerini ve inanışlarını değiştirebilmeleri sancılı süreçler sonucunda olabiliyordu ancak. Kimi zaman doğal afetler, kimi zaman ekonomik krizler derken insanoğlu neyi paylaşamadığını ama aslında neleri paylaşmasının doğal olduğunu görecek, komşusu açken tok uyumaması gerektiğini anlayacak, “hep bana, hep bana” demekten vazgeçecekti sonunda. Bununla birlikte bu süreç insana özüne geri dönmesinde yardımcı olacak yeni sistemler kurmayı zorunlu kılacaktı. Dünya üzerinde ruhsal şifalanma ile birlikte fiziksel şifalanma da gelecekti. Her tür ilişkide dengenin kurulması sayesinde kendimiz için istediğimizi başkaları için de isteyebilmeyi öğrenecektik. Hepsinin sonucunda da İlahi Düzen’in daha fazla farkına varacaktık.

2012 nasıl bir yıl olacak diye soranlara şunu söyleyebilirim galiba:  Şimdiye dek yapmayı isteyip de ertelediğiniz herşeyi yapın bu sene: “Asla yapamam” dediğiniz şeyleri yapabilme cesareti göstereceğiniz, “ben bu işi beceremem” dediğiniz işleri başaracağınız, “o sözleri nasıl söylerim” dediğiniz cümleleri kurabileceğiniz ve bol bol seveceğiniz bir yıl olsun 2012. İçinizdeki bilge herşeyi o kadar iyi biliyor ki, siz ona ışık tuttuğunuzda saklandığı yerden çıkıp gelecek,  öğretilmiş korkulardan sıyrılmanızı sağlayacak. Ve bence 2012 ve sonrası çok ama çok güzel bir dönem olacak…

Tüm bunları tanıştığım ve birçoğunun öğrencisi olduğum bilge insanlardan, okuduğum kitaplardan, seyrettiğim filmlerden ve bir rüyada gözümün önünde beliren “Furkan”dan öğrendim ve küçücük çevreme iletmeyi kendime bir borç bildim:

“Gökte burçlar kılan, onların içinde bir aydınlık ve nurlu bir ay vareden ne Yücedir.” Furkan Suresi-61.ayet




Related Posts with Thumbnails

.