4 Kasım 2010 Perşembe

Niyet Ettim


Biliyorum, bu değil hayattaki amacım. Bir gün gelip önümde bambaşka bir yol açılacak, biliyorum. Söylüyorum da dostlarıma "Bir gün, çok farklı bir iş yapacağım ve çok farklı hizmet edeceğim dünyaya. Nasıl anlatayım bilmiyorum ama başka türlü birşey benim istediğim!"

Ne olduğunu bulmaya çalışıyorum bu başka türlü şeyin. Bir ucundan tuttum elbet evrensel bilginin ama bu feneri artık Ermiş gibi elime alıp aydınlatmak istiyorum insanları. Bilgiyi içimde hissetmek yetmiyor, paylaşmak istiyorum herkesle. Sahneye çıkmak gibi birşey sanırım. İçimdeki şifacıyı dışarı çıkarmam, bu sahnedeki rolümü almam gerekiyor ama bilemiyorum ki nasıl?

Şöyle bir bakıyorum, neler yapmışım şimdiye dek ve hangileri ruhumu doyurmuş. Görüyorum ki ben ne bankacıyım, ne sigortacı...Yıllardır bu sektörde çalışmışım ve hala da bir şekilde içindeyim ama hiç de bana ait bir giysinin içinde hissetmiyorum kendimi. Üstelik şimdi bir de perakendeci şapkası taktım bankacı kıyafetimin üstüne. Ne komik oldum anlatamam. Bu komikliğin o kadar da farkındayım ki nerede çalışıyorsun, ne iş yapıyorsun diye soranlara anlatmakta zorlanıyorum işimi. Rol yapıyorum sanki. Bankacılık oynuyorum bir çocuk gibi: "Şimdi senin bir kredi kartın varmış, onunla taksit yapıyormuşsun, bol bol puan kazanıyormuşsun, tamam mı?" diyorum oyun arkadaşıma.

Banane ki kredi kartından, insanların kendilerinin olmayan bir parayı kullanmaları hoşuma mı gidiyor sanki? Banane sigortadan, insanların korkuları üzerine kurulu düzene bir tuğla daha eklemek iyi geliyor mu bana?
- Ya evinize hırsız girerse,
- Ya sevdiklerinizin sağlığı bozulursa,
- Aman Allah korusun 40 yaşından sonra risk grubundasınız, ya kanser olursanız...
Alın bu sigorta ürününü de emin ellerde hissedin kendinizi!
Yakışıyor mu bunlar bana?

Gelin görün ki LinkedIn profilimdeki anahtar kelimeler bunlar. "Beyin avcıları" görüp beğenip bunları talip oluyorlar izdivaca. Oysa bilmiyorlar ki benim asıl bir gönül avcısına ihtiyacım var. 

Sembolizmin dilini sevdiğim, işaretlerin dilini çözerek her ufacık sinyalden bir anlam çıkarmaktan keyif aldığım için belki de (tam bir Akrep'im ulen!) bir ampul yanıverdi beynimde birden. Geçtiğimiz hafta okumaya başladığım ama 800 sayfalık ihtişamı karşısında yarısında yorulup başka bir kitaba geçmeme neden olan İçimdeki Yolculuk'ta bir mesaj vardı benim için.

Para da bir enerji diyordu, tıpkı hava gibi. Para=Hava sonucuna varılıyordu sonunda. Herşey enerjiydi ve zaman/mekandan bağımsızdı, Hava gibi Para da boldu her yerde. Tek bilmemiz gereken, havayı içimize çekmeyi ve gerektiğinde bırakmayı bildiğimiz gibi parayı da kendimize hak görmek ama elimizden çıkması karşısında da suçlu hissetmemekti. Çünkü o da boldu, ihtiyacımız olan her an hava gibi elimizin hemen altındaydı.

Ben de şimdiye dek sekizinci evin konularında iş hayatında var olmuştum: kredi kartları, kredi kartları, kredi kartları, sigortalar...Belki de kitaptaki ses bana artık bu para işini başka bir işe dönüştür diyordu. Ivır kıvır nedenlerle yarıda bıraktığım nefes çalışmalarına mı başlamalıydım yoksa ve sonra bir Nefes Koçu olup, zaten var olan ama almayı unuttuğumuz yaşam enerjisini sahiplenebilmeyi mi öğretseydim insanlara?

Bilmiyorum, kafam çok karışık ama olmak istediğim yerde olmadığımı biliyorum. Ne var ki ya maddi zorunluluklar ve sorumluluklar nedeniyle bir süre daha beyin avcılarına esir edeceğim benliğimi ve zamanı geldiğinde güvenip herşeyin yolunda olduğuna bir gönül avcısına kaptıracağım kalbimi.

Ustasını arayan bir çırak gibiyim. Biliyorum bir gün elinde feneri ile gelecek ve yol gösterecek bana.

Niyet etmeye başladım bu hafta: Neyi kabullenmem gerekiyorsa göster bana! Ve söyle bana ruhumun hangi alanda hizmet etmeye ihtiyacı olduğunu. İçimdeki kaynağa ulaşma yolumu bilmeyi seçiyorum. Göster bana!
Related Posts with Thumbnails

.