29 Temmuz 2010 Perşembe

Onbirinci evim şenlendi!



Onbirinci ev: Arkadaşlar Evi

Astrolojinin bir ilim olduğuna inanmayanlar, bir daha düşünsünler vallahi! Yaşamımın her evresinin bir kitap gibi bir yerlerde yazılı olduğunu görmek  her geçen gün daha fazla bir hayranlık ve şükran duymaya itiyor beni! Evet, herşey olması gerektiği gibi oluyor ve bizler de kendi irademizden birşeyler katarak rollerimizi hakkıyla oynamanın keyfini yaşıyoruz.

En çok Jüpiter'i (bolluk, bereket, şans gezegeni) seviyorum! Bu eve girdi gireli, onbirinci evim dolup taşıyor. Bir de Uranüs (beklenmedik olaylar, özgürleşme) var ki yanında, tablo süper!

Bir süredir, bu evde olan bitenler o kadar yoğun ki!

Üniversiteden bir arkadaşımın İstanbul'a eğitime gelmesi ile başladı macera. Oturup sohbet ettiğimiz yerden bizi kovmadıklarına şükretmek gerek! Bu kadar kikirder 3 tane, çoluklu çocuklu hatun! İlk buluşmada koca dört yılı özetleyip, gülüp eğlenecek ne çok şey bulmuştuk. Ve o zamandan bu yana bu kikirdek 3 kadının hayatında ne değişiklikler oldu! Herkes mutlu mesut yine, her değişim bir dönüşümü getiriyor çünkü peşinde! Kabuk değiştiren canlılarda olduğu gibi farklı kabuklarla ama aynı özle devam ediyoruz hepimiz yaşama.

Ardından lise arkadaşlarımın bir kısmı ile biraraya geldim. Bazıları evlenmiş, bazıları boşanmış, kiminin yüzü gözü biraz kırışmış, hafif beyazlar düşmüş saçlarına, kiminin elinden tutan küçük eller var yanıbaşlarında... Herkes bir işlerin ucundan tutmuş, bir yerlere gelmiş. Yapboz tahtasının üstünde durmaksızın kendine yer arayan parçalar gibi, dolanıp durmuş sanki herkes. Bazıları bulmuş yerini ve o yere çok da uymuşlar. Bazıları ise "Acaba ben başka bir yapbozun parçası mıyım?" diye düşünmekte.

Ardından bir deli arkadaşım (genelde pek delidir benim arkadaşlarım, öyle sıradan kişiler değildirler!) ile "chat" yapmak neymiş keşfetmeye başladığımız zamanlardan kalma tek arkadaşımla görüştüm 11 yıl sonra. İnsan yazarak sohbet edebildikleri ile konuşarak da edebiliyormuş ve bu şekilde de çok iyi arkadaşlıklar kurabiliyormuş demek.

Sonra hiç vakit kaybetmeden ve inanır mısınız büyük çabalar harcamadan, 4 yıl boyunca küçücük bir yurt odasında aynı havayı soluduğum arkadaşlarımla güzel birkaç gün geçirdim. Tam 14 yıl sonra! Yine de onlar da aynıydı, sadece birkaç fiziksel değişim o kadar. Resimlerimizle o dönemden birkaç yurt arkadaşımızı da çatlatmadık değil!

Bu arada birçok yeni arkadaş girdi hayatıma. Birçoğu ile yeni güzellikler yaşadım ve yaşıyorum. Ve diyorum ki onlara da "Bugün buradaysam, herhalde sizleri tanımak için gelmişim."

En son dün, lise tayfasından daha önce görüşme fırsatı bulamadığım arkadaşlarla birlikteydim. Sosyal yaşamlarda ve fiziksel özelliklerdeki değişikliklerin yanısıra herkes ama herkes aynıydı yine.

Hem yıllar öncesindeki güzel anıları hatırlayarak gülmek hem de bugüne dair gelişmeleri takip edip herkesin nerelerden nerelere geldiğini görmek harika bir his!

Dün, "arayı bir daha 18 yıl açmayalım" diye ayrıldık ama sonra düşündüm de önemli değil araya giren zaman ve mekanlar. Onca yıla ve yola rağmen, içimizdeki çocuk yaşıyor ya önemli olan o! O çocuk yaşadığı sürece - ki hep yaşayacak emin olun - koşullar değişse bile yine değişmeyecek aradaki bağların gücü. Yine biraraya geldiğimizde kikirdemeye, birbiri ardına birbaşka güzel anıyı hatırlamaya, aradaki zaman diliminde olan bitenlerin özetini yapmaya devam edeceğiz.

Çünkü biz, çıkarsız ve saf sevgiyi, dostluğu bilenleriz!

Bu arada, böyle 18 yıl sonra buluşmalar falan diye okuyup beni ve bizi çok yaşlı sananlar yanılmasınlar efendim. Biz daha "orta yaş" döneminde bile değiliz! 



Related Posts with Thumbnails

.