18 Kasım 2012 Pazar

ASTROLOJİ İLE ÖZ’E ULAŞMA


Ben Ay’ım; Güneş’ten aldığım ışığı yansıtır; karanlık gecelere ışık, gönüllerde aşk, şarkılara ilham olurum. Ben Ay’ım; Dünya varsa varım, yoksa yokum. Ben Ay’ım; belki de Şems’ini arayan  bir Can’ım. Şems’i bulmak için her yeniayda hırkamı giyer, sonra Güneş’i görünce karşımda yavaş yavaş Dünya hırkamı çıkarıp bembeyaz tennuremle döner durur; dolunay olurum.

Bazen yüzümü göstermesem de ona, Dünya  ezeli sevgilimdir. Kah aşık ederim, kah deli üstünde yaşayanları. Bir Mecnun olurlar, bir Leyla. Kimi aklını yitirir ulur, kimi dertlenir türkü okur, kimi tutulur bana seyre dalar. Dünya üzerinde ne varsa hepsini kumanda eder, Güneş’ten aldığım AŞK’ı paratoner gibi üzerine çekerim canlıların.“

Dünya Ana pek mutludur emrine amade aşığı olduğum için. Işığımla başını döndürürüm sevgilimin, yaşamına kattığım dengeyle de düzene sokarım iklimini. Zaten size söylenmişti, bilirsiniz Güneş’in de Ay’ın da bir hesap ile olduğunu.”

Bir resim çizmeye çalıştım sizlere. Ay ve Dünya’nın aşkı, Ay’ın Güneş’ten aldığı ilhamı yansıtması ve ortadaki düzene dair küçük bir öykü fısıldadım kulaklarınıza.

Kullanmakta olduğumuz yer merkezli astroloji sistemlerinde Dünya ile Ay’ın aşkı bu kadar net görülmez oysa. Ne zaman ki Güneş’ten bakarsanız, o zaman anlarsınız bu iki sevgilinin tek vücut olduklarını. Güneş’in ışığından başı dönmesin diye Ay’ın şefkatle Dünya’nın elini tuttuğunu oradan görürsünüz.

Astrolojide hep Dünya’yı merkeze koyarız. “Çünkü” deriz “biz Dünya üzerinde yaşıyoruz ve astroloji dünyevi yaşamımızla ilgili bilgiler verir bize ve burada gözlemcinin rolünün de büyük etkisi vardır.” Kendimizi merkezde görmek ne kadar okşar egomuzu değil mi? Düşünsenize herşey etrafımızda dönüyor, Güneş bile. Yanımızda her daim bize kul köle olmuş bir sevgili vardır üstelik. Aslında sistemin böyle olmadığını biliriz de hepimiz; bu semboller dilinin yeryüzündeki yaşamı anlatmak için kullandığı dil de böyledir işte. “Feleğin çemberi” der kimi buna bir felekten diğerine atıldığımız. Yazılanların yazıldığı, bireysel irademizle de bizim devamını getirdiğimiz bir hikaye hüküm sürer bu çemberin içinde. “Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın” der şarkı ama görünen o ki pek de dışında olma şansı yok gibidir ya da bize öyle gelir bazen.

Biraz önce bir satırını mırıldandığım şarkının bir de “Kendin içindeyken, kafan dışındaysa” kısmı var. Dünya’dan baktığımızda bizi çepeçevre sarmalayan gezegenler arasında sıkışmış halimiz yeterli gelmiyorsa ve mevcut anlayışımızın sınırların gerisinde kalıyorsa, kafamız dışarı çıkabilir mutlaka. Daha geniş bir çerçeveden bakmak, daha büyük bir resmin parçası olduğumuzu görmek isteriz. O vakit Güneş’ten bakmak lazım sisteme.

Dünya merkezli astrolojide bu dünya üzerindeki görevimiz, rolümüz, algılayışımız yazılıdır. Aldığımız ilk nefesten başlayarak bu Dünya’da kendimizi nasıl ifade ettiğimizin resmidir. Dünya merkezli haritamızdaki evlerde yani yaşamın farklı farklı alanlarında hangi gezegen etkileriyle hangi burç özelliklerini yansıttığımızı görürüz. Bu şekliyle “herşey yazılıdır” bir taraftan ancak diğer taraftan sürekli gökyüzünde kendi feleklerinde yüzen gezegenler yerlerini değitirir ve yaşam alanlarımıza yepyeni etkiler getirirler. Bu etkilerin farkına varmak ona göre kendi irademizi haritamız üzerine yansıtmak esas görevlerimizdendir. Zaman, etrafımızda dönüp duran Ay’ın ve Güneş’in etrafında dönen bizlerin yarattığı bir kavramdır ve bu Dünya’ya aittir. Astroloji öğrenmemizin altında yatan sebeplerden biri de doğumdan getirdiğimiz potansiyellerle kendi irademizi zaman ile uyumlu bir şekilde birleştirerek kendimizi olabileceğimiz en iyi versiyonumuz haline getirmektir.  

Güneş merkezli astrolojide ise dünya üzerindeki maddesel yaşama dair değil, ruh düzeyinde bilgiler vardır. Dünya’dan bakıldığında Güneş Akrep burcundayken doğduysanız, Güneş’ten bakıldığında da Dünya Boğa burcundadır. Ruhsal olarak Boğa tabiatında olan öz, maddeye dönüştüğünde Akrep tabiatına dönüşmüş; insanoğlu bu dünya üzerinde  kendini zıddı ile ifade etmiştir. Bu iki burcun aşırılıklarının törpülenip özelliklerinin dengelendiği nokta, maddiyat ile maneviyatın dengelendiği noktadır. Zaten Dünya’da olmak demek zıtlıklar aleminde var olmak demektir ve beyazın içindeki siyahı, siyahın içindeki beyazı görüp dengeyi bulmayı gerektirir.

Dünya merkezli astrolojideki evler, birtakım noktalar ve açılar Güneş Merkezli astrolojide bulunmaz çünkü ÖZ’den bakıldığında herşey BİR’dir, bölünmemiştir. Güneş’ten bakıldığında her ruh kendini herhangi bir aynaya gerek kalmaksızın görmektedir çünkü Ay görülmez olmuş, Dünya etrafında döneceği kudretli bir sevgili bulmuş ve  Güneş bizimle direkt irtibat kurmuştur.  Burada Güneş ruhtur, bölünmemiştir, varlığın nedenidir. “Nasıl bir kozmik tohumum?” sorusunun yanıtıdır. Madem amaç haritamızı aşmak ve Güneş’imize ulaşmak, o halde maddiyattan yani Dünya’dan bakmayı bildiğimiz kadar varmamız gereken noktadan yani maneviyattan, Güneş’ten de bakıp kendimizi, o koskoca tablo içindeki yerimizi görebilmemiz gerekir.

Dünya üzerindeki zamanı ve tüm döngüleri belirleyen faktörler Güneş ve Ay olduğuna göre, Güneş’ten baktığımızda zaman da yoktur yönler de. Ne gündüz, ne gece... Ne doğu ne batı...Herşey aynı anda ve aynı noktada olmaktadır. Herşey bir ve bütündür. Güneş’e ulaşılan nokta, tekamül basamaklarının çıkıldığı, sonsuz döngülerden azat olunduğu noktadır.

Bu bağlamda astrolojinin Dünya Merkezli bakış yanısıra Güneş Merkezli bakışla da ilgilenmesi, her ikisinin birlikte sundukları bakış açılarının bir sentezinin insanlığa sunulması gerekir. Yaşam sadece maddi dünyadan ibaret değil, başlı başına ilahi bir yolculuktur.  Bu yolculuğa da yerden bakmak kadar gökten de bakmak gerekir. Ayaklarımız daima yere basmalı, başımız ise daima semada olmalıdır.

Günümüz astrolojisine ve astrologlarına büyük görev düşüyor o halde. Astroloji artık yıllardır içinde girdiği ve kimi zaman aforoz edildiği kehanet sanatı olma özelliğini bir kenara bırakmalı, bu ilahi ilmi “ne zaman evleneceğim?”, “yakında birisi ile tanışacak mıyım?” gibi magazinsel sorulardan arındırmalı, bunun bir fal olmadığını, geleceğin Yaradan’ın ve bizlerin ortak yaratımıyla AN’da değişebileceğini vurgulamalıdır. Bu, özellikle de sosyal medyada birçok takipçisi olan astrologların en önemli görevi olmalıdır.

Astrolojinin bundan sonra varacağı nokta insanlığa “İlahi yolculuklarında rehberlik yapmak”tır. Bu sayede Dünya üzerindeki tüm ruhlar yeniden BİR ve BÜTÜN olduklarını görebilir ve toplu bir bilinç ile ÖZ’e ulaşma coşkusunu yaşayabilir.

Tüm ruhların birer semazen gibi, birer melek gibi Şems’lerine ulaşmaları dileğimle...

0 comments:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.