23 Nisan 2012 Pazartesi

Ra'dan Rab'be



Yol çağırıyordu Ishtar’ı. Nereye varacağını bilmediği ama ruhunun derinliklerinde çok güzel bir yolculuk olacağına inandığı bir seyahat vardı önünde. Bu seyahat öncesinde "yürümek yeterli, sadece yürümek. davet edilenler yolu bulacaktır" sözü okunmuştu kulaklarına. Elinden “hikmet” tutacaktı zaten ve yolun sonu öyle bir yere varacaktı ki “aramakla bulunmaz, ama bulanlar arayanlardır" sözüne bir kez daha bayılacaktı.

Yolculuk sıkı başlamış, hemen korkularıyla yüzleşmişti Ishtar. Uykusuz geçen tamı tamına üç gece ve ağlayarak geçen saatlerde elinden tutanlar olmuş, içindeki sızıyı elbirliği ile hafifletmişlerdi. Öyle ya, insan konfor alanından çıktığında karşısındakiler onu önce bocalatır sonra da adına konfor dediği şeylerin aslında onu sadece ve sadece tembelliğe ve yaşama güvensizliğe ittiğini anlardı.

Cesaret, ruhun arzularına ulaşması yolunda en önemli meşaleydi. Cesur olmanın da bedelleri vardı. Kendi yaşamının sorumluluğunu almak ve bunu yaparken kimseyi suçlamamak ve yargılamamak gerekiyordu.

Azimli olmak da şarttı. Daha önceleri nasıl çıkacağından korktuğu merdivenleri iki kere ve hatta yalnız başına çıkması gerekiyordu belki de insanın. Karanlık ve dar koridorun ucundaki kozmik enerjiden nasibini alabilmesi için tek başına da olsa geçmesi gerekiyordu oradan bir kez daha. O kadar yol gidip, onca merdiven çıkıp yapması gerekeni yapmadan aşağıya inmek yakışır mıydı hiç Ishtar’a? BİR KEZ DAHA ÇIKMAYA DEĞERDİ YAŞAMDAKİ TÜM MERDİVENLER VE BİR KEZ DAHA DENEMEYE DEĞERDİ DAHA ÖNCE BAŞARILAMAYANLAR! Geçmiş anılarda, gelecek ise tasarım aşamasında zihni kurcalayadursun, zihni durdurup kalbi dinlemek gerekiyordu artık!

Ruhu yaşlıydı ve tüm gerçeği biliyordu Ishtar’ın ama o henüz küçücük bir kız çocuğuydu. Aşk için söylenen her söze kanardı! Ruhu bilirdi asıl ateşin ne olduğunu; suyun içinde bile yanar, rüzgarla daha da harlanır ve toprakta iyice büyürdü bu ateş… Korkardı sadece ruhunun bildiklerinden, dile getiremez ve hatta onları yazamazdı bile. Meleklerin izi vardı onda tüm çocuklarda olduğu gibi. Şimdi ise hatırlama zamanıydı unuttuklarını.

Yol tozlu, engebeli, kirliydi bazen. Şikayet etmedi Ishtar. Yanında ulu insanlar vardı; çoktan biliyordu onlar kim olduklarını ve nereye yürüdüklerini. Ishtar’ın yapması gereken şey onların elini tutmak ve yola devam etmekti.      

"Ölüm nasıl olur da başlangıcı olmayan bir şeyin sonu olur?" diye duydu derinden. Bir küçük odanın tepesindeki küçük bir pencereden gelen ışık doldu içine. Öyle bir ışıktı ki o, artık uyanmak istemediği bir rüyada yada uyumak istemediği bir hakikat içindeydi. Yolun onu nereye götüreceğini anlamıştı. Kendi testisine dolduracağı o kadar çok nimet vardı ki yaşamda. Sonsuz nimetlerden herkes kendi testisi ölçüsünde doldurabilirdi zaten. Kalbinden geçenleri ellerinden dışarı akıttı yanındakilere ve morlarla, yeşillerle yıkanıverdi o anda.

OL dendiğinde olanı gördü gözleri:  

Kâh çıkarım gökyüzüne, seyrederim âlemi
Kâh inerim yeryüzüne, seyreder âlem beni


Sonra duyduğu sözlerin görünmeyen bir dilden döküldüğünü anladı. Peçesini kaldırdıdı görünmeyenin Ishtar; gözlerini kapattı ve yeniden ışık doldu içine.
http://www.youtube.com/watch?v=m3Ur67l_Su8&feature=topics

OL diyeni gördü kalbi!
O zamana dek içindekini sanki dışarıdaymış gibi seyrederdi her ne kadar ruhu öyle olmadığını bilse de. O halde kimseyi yargılamaya hakkı yoktu. HERKESİN YOLU KENDİNEYDİ VE HERKES KENDİ CENNETİNE KAVUŞMAK ÜZERE ÇIKIYORDU YOLCULUĞUNA.

Aynaların ardındaki sır ile gölgelere neden olan güneşin ilmine vakıf olma zamanıydı iyice. Hem aynaları hem de gölgeleri sevmek gerekirdi. Korkuları kumların altından çıkarıp tozunu aldıktan sonra yüreğinin tahtına oturtabilmekti sevgiyle. O zaman tanrılar ve tanrıçalar diyarında sonsuzluğa erebilirdi insan.  
Dünyadaki ruhların sayısı kadar Tanrı’ya giden yol vardı! Ve aslında aradığımız herşey zaten bizimleydi!

 “ÖZ’ümde Sınırsızlık var, Sınırsız Güç ve Üretim var”



0 comments:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.