7 Şubat 2012 Salı

Gölgesinden Korkan Çocuk


Küçükken yatak odasındaki perdenin kıvrımları arasına birşeylerin gizlendiğini sanar, korku ile gözlerini kapar ve öylece uykuya dalardı. Yine de odasının içinde daha fazla gölge oluşmasın diye asla gece lambası yakmazdı. Zifiri karanlıkta uyumayı tercih eder, bir Akrep gibi gecenin derinliklerine doğru sonsuz yolculuklar yapardı yatağına her uzandığında. Karanlık, ürkütücü olmasının yanısıra gizemliydi de.

Korku ile karışık garip bir heyecan duyardı çocukluğundaki bu uyku öncesi iç seyahatlerinden. Büyüdükçe odanın içindeki ışık oyunlarına aldırmaz oldu önce. Sonraları ise yeni bir korku peydahlanıverdi ve ne olduysa oldu; gölgesinden korkmaya başladı. Nereye dönse onu takip eden, peşini bırakmayan gölgeler vardı etrafında. 

Kendisini aynalarda görmeye o kadar alışmıştı ki! Beğeniyordu aynadaki suretini. O gülünce gülüyordu aynalar. Azıcık bir allık sürse, aynadaki suretinde de pembe yanaklı bir güzel duruveriyordu. Şarkı söylese, aynadaki kız da şen şakrak oluyor; onunla muhteşem düetler yapıyordu hatta.

Aynalar dost, gölgeler ise düşmandı.

Beğendiği, benimsediği, olmak istediği herşeyi sunuyordu aynalar ona. Sanki bir beyazperdeydi aynalar. Nasıl bir rolü hak görüyorsa kendine, o oyunun başrol oyuncusu olabiliyordu bu sahnede.

Bazen ağlıyordu, bakalım bu sefer ne olacak sahnede diye görmek için. Hiçbir ayna onu yüz üstü bırakmıyor; onun kadar çok, onun kadar içli ağlayan yüzleri getiriveriyordu ortaya.

Bazen de onca ağlayıp zırlamanın ardından birden deliler gibi gülüyordu ki ayna şaşırsın ne yapacağını. Ama bu aynalar neden yapıldılarsa öyle, hiç faka basmıyorlardı. Aynadaki suret de başlıyordu çılgın kahkahalar atmaya.

Evet evet, aynalar kesinlikle dosttu ama ya şu kahrolası kapkara gölgeler? Ne sevince ne de üzüntüye eşlik ettikleri anlaşılıyordu. Öylece peşinde dolanıyorlar ve sanki bir hinlik düşünüyorlardı ayağına çelme takabilmek için.

Aslında Güneş olmadan gölge de olmadığına göre kötü birşey olmasa gerek bu gölgeler diye düşünüyor ama ne yaparsa yapsın bir gölge gördüğünde korkmamayı beceremiyordu. Hemen savunmaya geçiyor, ne yöne hareket ederim de bu ardımda tin tin eden gölgeden kurtulurum diye çareler aramaya çalışıyordu. Ne yaparsa yapsın gölge kimi zaman önünde, kimi zaman ardında, kimi zamanda yanında durmaya devam ediyordu. Gölgenin bu arsızlığı bizimkini daha da sinir ediyor, "ne yapsam kurtulamıyorum bundan" diye hayıflanıp sevmediği şu gölgelere olan nefretini daha da körüklüyordu.

Aynalar en sevdiği yanlarını daha da baskın çıkarıp onu masalının kahramanı yaparken gölgeler onu karanlık bir yeraltı dünyasına çekiyordu ister istemez. Ne zaman gölgesini görse eksik bir yanının farkına varıyor, eksikliklerini beğenmiyor, beğenmediklerini onaylamıyor ve sonuç olarak tamamlanamıyordu. Bu sefer çözümü suçlamada ve yargılamada buluyordu ki daha erdemli bir insan olabilmek üzere çıktığı yolculukta bu tarz yargılamalara hiç mi hiç yer yoktu. Gölgeler onda eksik olan, tamamlanmayı ve anlaşılmayı isteyen niteliklerdi. Başkalarında bu özellikleri farkettiğinde o çok sevdiği aynalara değil de iğrendiği gölgelere bakıyor gibi midesi bulanıyor, bu bulantıyı hafifletebilmek için de yadırgama ve yargılama ipini boynuna doluyordu.

Bir Aslan dolunayında farketti gölgelerinden korktuğunu ve bilerek veya bilmeyerek kendi boynuna infaz ipini doladığını. O zamana dek anladığı anlamda mükemmel olunamayacağını farketti; herşeyin iki zıt kutbu vardı. Ama işte asıl mükemmellik de buradan geliyordu, + ve - biraraya geldiklerinde ortaya bir şey gelebiliyor, aksi takdirde eksik kalıyordu birşeyler. O halde aynaları sevdiği kadar gölgeleri de sevmesi gerektiğini anlatmak için parlıyordu bu güzel dolunay, hem de kralların burcunda!

Biraz büyüdükten sonra her dolunayda yaptığı gibi işine yaramayan herşeyle olan bağını kesmeye niyet etti. Gölgelerinden korkmak yerine onları  onurlandırmayı, sevmediği ve her nedense onu irite eden kişi ve olaylara karşı kabullenici olmayı, onların bir parçası olduğunu ve sevmediği herşeyin de ilahi bir nedenle karşısına çıkıp durmaya devam ettiğini anladı. Aynada görmediklerini yadırgamak ve yargılamak huyuna dolunayla birlikte son vermeyi seçti. 

Kendi yolunu daha net bulabilmesi için içindeki beyaz kadar siyahı da sevmesi gerekiyordu.


''Kainatta ne varsa hepsi vehim ve hayal,
yani aynalara vuran akisler veyahut gölgeler.''
- Sinekli Bakkal
     



       

0 comments:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.