21 Eylül 2011 Çarşamba

Dengeye Gel



Bir çocuğu gece, diğeri gündüz olan, ikisini birbirinden ayırmaksızın eşit ölçüde sevip kollayan bir anne gibiydi. Geceyi gizeminden, gündüzü netliğinden dolayı sever, bağrına basardı.


Bir dalgalanır, bir durulurdu. O yüzdendi tahmin edilemezliği. “Sağı solu belli değil” derdi kimileri ama asıl en çok “sağı solu belli”ydi. Ne zaman farketse bir tarafa fazlaca meylettiğini hemen direksiyonu kırar, yolu ortalardı.

Hem gülerdi, hem ağlardı aynı anda. Vicdan terazisi ölçülüydü. Merhamet adı altında başkalarına veya kendine acımaktan haz etmez, kimseyi diğerinden üstün görmezdi. Ne çok yüceltip tapardı birilerine, ne de hor görürdü. Adil bir tanrıçaydı göklerden inen.


Her bitişin ardından yeni bir başlangıcın geldiğini müjdelerdi herkese. Sonsuz döngüden haber getirir, yeniden yarışa başlayacak bir koşucu gibi önce ayaklarını yere sağlam basar, şöyle geri çekilip güç alır ve sonra var hızıyla ileri atılırdı. Azimli ve sebatkardı. Yarışların başkaları ile rekabet için değil kendi yolundaki ilerleyişini hızlandırmak için olduğunu anlatırdı soranlara.


İkizlerden biriydi o. Diğer ikizi erkekti, o kadın. Erkek kardeşinin görevi tohum ekmek, onun görevi ise ekilenleri biçmekti. Tek farkları buydu. Bunun dışında o kadar aynıydılar ki isimleri bile farklı değildi. “Ekinoks” demişti birileri kulaklarına isimlerini fısıldarken. Türkçesi daha da bir güzeldi: Gündönümü! Dengeden ve yaşamın sonsuzluğunda haber getirmekle görevlendirilmiş Gündönümleri, biten her mevsimin ardından bir başkasının tüm güzelliği ile sahneye gelişinin müjdecisi olmuşlardı. 

Aynı rahmi paylaştıklarından, herkesten daha adildiler. Geceye ve gündüze iltimas göstermez, herkese eşit yakınlıkta dururlardı.  

Biri “Ben” der Koç’u sahneye çağırır, diğeri “Biz” der Terazi’ye yer açardı. İşte bu yüzden ikizlerden erkek olanı dişi olanının yanına geldiğinde tamamlanırdı ve anneleri o zaman en mutlu günlerinden birini yaşardı. İkisi birarada olduklarında tamdılar bu kardeşler, birbirlerinin öteki yarısı yani aynısı aynı zamanda da aynasıydılar.

Kendi çerçeveleri içinde birbirlerini göstererek aslında yaşamı yansıtırlardı. Biri sıcağı, diğeri soğuğu getirirdi beraberinde. Gece ile gündüzü, sıcak ve soğuğu birbirlerine dost eder, araları bozulmadan birinden diğerine geçişi kolaylaştırırlardı.


O yüzden gündönümlerinde gün olur devran döner; gece ile gündüz eşitlenir, sıcaktan soğuğa, soğuktan sıcağa geçiş olduğundan hava şöyle bir karışır. Meteoroloji haberleri söylüyor bile: Yağmur geliyormuş!

İşte bu ikiz kardeşler yağmurlarla birlikte yepyeni bir mevsimin doğuşunu haber verir; her seferinde yeni bir döngüyü başlatır, tamama erdirir ve sona ulaştırırlar.

Bu gündönümünde “Dengeye gel” diyecek pencerelere vuran damlalar! Duymaya başladık bile tıkırtılarını, öyle değil mi?



2 comments:

HayatVEtavla dedi ki...

:)
Öyle.

Gündönüyor değil mi? evet, evet dönüyor, biz istesek de istemesek de...

Sibel dedi ki...

evet evet..
günler geçiyor, sen ne dersen de / yıllar geçiyor, farketmesen de :)))

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.