12 Eylül 2011 Pazartesi

Beyazperde



Gökyüzünde Ay o kadar kocaman ve bembeyazdı ki bu manzarayı kaçıramazdı. Sigarasını ve çayını eline alıp balkona çıktı. Sigaranın ucundan çıkan dumanla mıdır nasıl oldu bilinmez o koskoca Ay birden bir sinema perdesine dönüşüverdi.

"Selvi Boylum, Al Yazmalım" vardı sahnede. Güzel filmdi aslında, müzikleri de dillere destandı. İlk ne zaman izlediğini hatırladı ve o filmi izlerken neler hissettiğini... Yüreğinin hangi köşesinin burulduğunu... Asya'yı ve "sevgi emektir" seçimini hatırladı bir kez daha.

Ay, koskoca bir sahneydi artık! Film üstüne film gösteriliyordu. "Gişe rekorlarına imza atmak" ne demekse işte o gerçekleşiyordu bu dolunay gecesinde. Ne de olsa Balık kalkıp gelmişti bilinçaltı uykusundan.

Aşk, derin bir yaraydı eski filmlere göre... İçinde ihanet, arabozucular, saçma sapan yanlış anlamalar, para ve saadet ikilemleri, her işe burnunu sokan acımasız aileler, zengin-fakir söylemleri ve insanları ayıran her ne varsa hepsi vardı. Nedense aşk birleştirmiyor, tam tersi ayırıyordu! Çoğu zaman tek taraflı, çoğu zaman da asla ulaşılamayandı. Ha, bir de verem eden ve öldüren zalim bir düşmandı o. Evlerden uzak olsun daha iyiydi o zaman.

Aşk kötü anlatılmıştı bir kuşağa... Anlatanlar da yanlış biliyordu belki de; onların da pek bir suçu yoktu. Ya da o zamanlar "satan" şeylerin başında "trajedi" geliyordu. "Şimdi de" diye düşündü "kavga-dövüş sahneleri, seks, insanların birbiri ardından tonlarla dolap çevirdiği entrikalı yaşamlar satıyor". Şimdilerde en kültürlü geçinen anneler bile bu tarz "çok satan / alıcısı bol"  dizileri seyrediyor ve hatta çocuklarının da izlemesinde hiçbir sakınca görmüyorlardı. O seyrettiklerinin çocukların zihinlerinde nasıl hatıralar bırakabileceğini ve büyüdüklerinde oynamak üzere kendilerine seçecekleri rolleri bu günün film ve dizilerinden seçeceklerini akıl edemiyorlar mıydı peki? İlle 0-7 yaş arasının "Ay" dönemi yani biliçaltının kodlandığı dönem olduğunu bilmeleri mi gerekirdi?

Aşk yanlış anlatılmıştı işte bir kuşağa...Ne zaman çocukluk arkadaşları ile bir araya gelseler ya yine birinin boşandığı haberini verirdi birileri ya da sınıflarının müzmin bekarların hala evlenecek birini bulamadığını, kaç kere "yüzük attığını" anlatırdı bir diğeri. Eskiden boşananlar sürünün kara koyunuyken şimdilerde mutlu yuvası olanlar parmakla gösteriliyordu.

Onlar küçükken birşeyler ters gitmişti kesin. Yoksa bu Balık kardeş derin sulardaki uykusundan uyanıp Ay'ın parlak ışığına eşlik ederken bu denli sinema sahnesine çevirmezdi gökyüzünü. Kısa sürsün bu dolunay istedi ama biliyordu daha birkaç gün boyunca eski filmlerden izlemeye devam edecek gibiydi. Hepsi tozlu raflardan çıkıp bir bir vizyona girecekti anlaşılan. Neyse mendilini hazırlamıştı; eskiden filmler hep ağlatırdı çünkü.

Birden bir esinti çıktı. Öyle ya artık sonbahara dönmüştü mevsim. Birkaç güne kalmadan ekinoks da kapıdan bakacak, havalar iyiden iyiye serinlemeye, günler daha da kısalmaya başlayacaktı. Sigarasını söndürdü. Zaten kimbilir kaçıncıydı bu sigara. İzlediği filmlere kendini fazla kaptırınca, yanında patlamış mısır falan da olmadığından sigaranın dozunu kaçırmıştı.

İçeri girdi. Film izlemeye doyamamıştı bu gece. Eli onca DVD arasından "The Notebook"a gitti. Herşeyi unutan bir kadın ve asla unutmayan bir adamın harika aşklarını izledi bir de. Hafızadaki eski kayıtları silip yerine yenisini yerleştirmek mümkün olsa bunu yerleştirirdi herhalde zihnine. Ah ne vardı, zihnimizi bilgisayar kullanır gibi formatlayabilsek ve yeni klasörler koyabilseydik içine. "Olsun" dedi! O filmleri seyretmemiz ve belli rolleri oynamamız gerekiyordu demek ki bu günlerin "bugün" olabilmeleri için. Ama ama... Bir dakika yaa!!! Filmin sonunda kadın herşeyi hatırlamıyor muydu??? Belki de mümkündü anılarımızı ışığa dönüştürmek! 

Ertesi gün kızına da o filmi izlettirecek ve onun zihnine annesine öğretilenden bambaşka bir aşk fikri kazıyacaktı. Hep birlikte yepyeni bir aşk bilincine varacaklardı. Eski öğrendiklerini unutacak, yepyeni dosyalarla dolduracaklardı zihinlerindeki boş klasörleri. Bu dolunayın görevi buydu belki de! Eskileri aydınlığa kavuşturup, ışığıyla yıkayıp tertemiz yapacak, yepyeni güzellikleri olgunluğa eriştirecekti. Her zorluğa dayanma değil en zorluğu aşma gücü verecekti.

Aşkların en vefalısını yaşama hakkını görmeliydi herkes kendinde ve en başta kızı "En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ı"nı almalıydı büyüdüğünde. Aşk, birilerine doğru öğretilmeliydi artık!    

        

1 comments:

hilal dedi ki...

Doğru zamanda doğru aşklar bulman dileği ile...

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.