24 Ağustos 2011 Çarşamba

Hasat Zamanı


Kadın tam vaktinde, tohum zamanında ekmişti eteğindeki tohumları :Koç ayında. İçindeki yaratıcı güce inanarak, Yaradılışın ilk ateşine benzer bir ateş yakarak. Böyle olunca da Güneş ilk parıltılarını esirgememişti tohumların üzerinden. Zaten ona güven duyandan hiç esirgemezdi ışığını ve ısısını. Güvendikçe parlar, parladıkça daha da güvenilirdi.

Sonra sabırla beklemeye koyuldu kadın Boğa ayında. Tohumların içindeki kodu dallarına, sonra da yapraklara iletmesi için zamana, kadının ise bu bekleyişte sadece ve sadece dinginliğe ihtiyacı vardı. Sevgi ile kapatmıştı tohumların üzerine toprağı zaten. Ardından da doğumu bekleyen bir ana şefkatiyle beklemeye koyuldu.

Ümidi bir çocuğun dilekleri kadar coşkuluydu. Gerçi biliyordu; riskli bir işe girişmişti. Tohumun içindeki kodun ortaya nasıl bir ürün çıkaracağını kimse bilemezdi. Belki rengarenk çiçekler çıkacaktı tohumun içinden belki de dikenleri olan bir bitki yeşerecekti. Ama denemeye değerdi bu tohumu ekmek. Tüm riskleri göze alarak girmişti bu işe. Güneşin, rüzgarın, toprağın ve yağmurun bereketine, yaşamın herşeye verdiği nimetlerden payını alacağına inanmış ve ümitle güzel bir ürün beklemeye başlamıştı ektiklerinden. İkizler ayında denge dilemiş, aradığı dengeyi yaşamın bizzat içinde; güneşin, rüzgarın ve yağmurun nimetlerini herkese gerektiği kadar dağıtmasında bulmuş ve anlamıştı.  

Aşkla başlanan her iş, aşkla atılan her adım mutlaka ama mutlaka doğru yönü bulurdu.Aşk, yeşermesi gereken dalları yeşertir, aşılması gereken engelleri aştırırdı. Rüzgarlar sert de esse, yağmurlar doluya da dönüşse bir anne şefkatiyle baktıktan, koruyup kolladıktan sonra ektiklerinin  biçilecek hale gelmemesi imkansızdı. Bir anne gibi baktı ektiklerine Yengeç ayında ve Ay'dan gelen ninnileri hiç esirgemedi onlardan.

İçindeki sonsuz güce inancı o kadar güçlüydü ki riskleri ne olursa olsun tüm bu yaşam sevincini gün ışığına çıkartmanın, kendi sahnesinin prensesi olmanın keyfini yaşamak istiyordu. Zaten Aslan ayına da gelinmişti. İçindeki anne şefkatine güvendiği kadar çocuksu sevinçlerine olan bağı da koruyor, her işinde olduğu gibi bu işte de çocuksu ama büyük heyecanını kimseden saklamıyordu. İçindeki "aslan kral" tüm orman sakinlerine azametini gösterecekti şimdi. 

Ve Başak ayı geldi. Başak ayı hasat zamanıydı. Ektiği tohumlar daha hasat dolunayına gelmeden önce, içlerindeki kodu deşifre etmiş, uzayan dallardan başlarını uzatmaya başlayan çiçekler güzel renklerinin müjdesini vermeye başlamıştı. Belki çiçeklerin arasından çıkan yabani otlar olacaktı. Belki de dikenler çıkacaktı çiçeğin etrafında onu korumak istercesine. Ama kadın işine yaramayan herşeyden kurtulmayı bildiği gibi bu otları ve dikenleri de özenle ayıklayacak, yaşamın içinde kurmaya çabaladığı düzeni bahçesinde de kuracaktı.

Hasat dolunayı geldiğinde bahçesinde rengarenk çiçekler, türlü meyveler, yemyeşil çimenler olacaktı kadının. Sonra da tüm bunları adil bir biçimde paylaşacak, paylaştıkça nelerin daha da arttığını gördükçe yaşama olan inancı daha da çoğalacaktı.

Yaşamın rengarenk kurdelelerle süslenmiş hediyeler getirdiğini biliyordu artık. Tek yapması gereken doğru zamanda doğru hediye kutusunu açmak, her bir kurdeleyi özenle ve sanki ilk defa bir hediye almışçasına heyecanla çözmek, kutunun içinden çıkan hediyeye hak ettiği değeri vermek ve hediyeyi getirene şükranda kusur etmemek gerektiğini biliyordu.

Doğru zamanda ekip doğru zamanda biçmekteydi yaşamın sırrı. Ve işte şimdi hasat zamanıydı!      



10 Ağustos 2011 Çarşamba

BOŞLUK



Herkes ama herkes varoluşunu anlamlandırma çabası içinde. Aslında herkes kendini keşfetmek istiyor. Arzularını, korkuları, herkesten hatta kendinden bile gizlediği en mahrem yanlarını öğreniyor herkes. Yolunun üstünde bunlarla bir bir karşılaştıktan sonra ise hepsi ile helalleşip devam edebiliyor gerçi ama mesele o karşılaşma anlarını nasıl atlatıldığında yada atlatılamadığında.



Atlatan yoluna devam ediyor ve bir sonraki engeli aşmak üzere koşuya devam ediyor. Atlatamayan ise engele ayağı takılıp düştükten sonra ya kalkıp devam edebilir koşuya yada yarıda bırakabilir o kat ettiği yolu ve taaa en baştan aynı deneyimleri yaşamaya aday bulabilir kendini.

Engeli atlayanlar, cesaretlerini herkesten önce kendilerine ispat etmenin verdiği hazzı yaşarlar. Öyle ya, bazen yolda boylarından büyük engeller bile aştıkları olmuştur. Her aşılan engel kendilerine olan güvenlerini daha da bir sağlamlaştırmıştır. Öyle de olmalıdır zaten. Korkularının üstünden bir bir atlayan, arzularını ardarda gerçekleştiren bir insanın mutlu olmak en doğal hakkıdır.


Hiçbir engeli aşamayan koşucular da vardır bu çetrefilli yolda. İçlerinde kocaman boşluklar vardır onların ve onları hafifletmek yerine ağırlık yaratıyordur bunlar.

Koskocaman, anlamsız boşluklar...
        Kimi zaman dolduğunu sanarlar içlerindeki boşlukların.
             Sonra dolmadığını görürler.
                      Bir an gelir, boşlukların dolmadığına aldırmazlar.
                           Sonra bir mucize oluverir, boşluklar doluyor zannederler.
                    Dolabileceği için sevinirler...
Yine dolmadığını görünce bu sefer aldırmadan edemezler...

booooşluk..


Dolduracak olanı bıraktığında yerine neyi koyabileceğini bilemediği, henüz bulmadığı, bıraktığında daha da büyüyeceğini hissettiği boşlukları vardır elbet herkesin.


Sonra bakar insan olmuyor böyle, biraz gözü karartıp atlamaya niyet eder.
Ve yine boşluk...

booşluk...

boooşluk...

Bir süre havada kuş misali süzülmek gibi, denize dalıp kendini o uçsuz bucaksızlığın kollarına bırakır gibi.

Booooşluk!

Huzurlu bir yandan, bir yandan da ürkütücü. Bir yandan özgürleştiren, diğer yandan en zalim hapishaneye tıkan.


Bazı engellerde takılıp bazılarını aşabilenler ümit vaad ederler elbette. Eninde sonunda bütün engelleri aşıp bütün boşlukları doldurabilecek, dolmayanları kapatıp yerlerine yenilerini yerleştirebilecekler onlardır.


Pek değerlidir ama bu boşluklar. Dolduklarında cümleye anlam katan onlardır. Önceleri beğenmediğimiz boşlukları gün olur severiz emin olun, seviniriz içine doldurabildiklerimiz için. Bazen de boşaltabildiğimiz içindir sevinmemizin nedeni. Dolu halinin bir faydası olmamışsa boş kalması daha yeğdir ne de olsa..Hakkı olan değeri verebilmek gerekir boşluklara...Herkesin hakkını vermek gerekir!

İngilizce sınavlarında vardır ya hani “Fill in the blanks” soruları. İşte oradaki gibi “Ben” ile başlayıp gerisini sıfatlarla doldurmaya kalkalım desem, ne dersiniz? Hadi bakalım, açık yüreklilikle: “fill in the blanks”

Ben ...


Ben ...


Ben ...

Sonra da boşluklara koyduğumuz sıfatlara uygun yaşamak gerekir ama yoksa doldurulan boşluklar küser bize ve gidip bir yerlerde bırakıverirler o güzel sıfatları.

Kendi boşluğunu tamamlamaktadır mesele. Kendi engellerimizi aşmak, kendi değerimizi biçmek, kendi korkularımızla yüzleşmek, kendi arzularımızı gerçekleştirmek içindir onların varoluş nedenleri. O yüzdendir ki kimse kimsenin boşluğunu dolduramaz...


“Sen ...” yoktur asla.

Herkes kendinden sorumlu, herkes kendi kabındakilerle değerlidir!

Herkes bir noktadan sonra kendi engelini kendi aşmalı, tüm boşluklarını en iyi seçenekle doldurmalıdır!

Yanıtın doğru veya yanlış olması zaman içinde gösterecektir kendini ama sınavda boş kağıt vermekten iyidir. Öğrencinin dersler konusunda bir çaba gösterdiğini kanıtlaması gerekir öğretmenine...

O halde ben ilk boşluğu doldurup "Ben değerliyim" diyorum.. Gerisini de zamanla dolduracak, günahıyla sevabıyla kendimi gerçekleştirecek ve ne pahasına olursa olsun tüm engelleri aşacağım.

Herkes bir boşluk doldursun bugün ve ona saygıda kusur etmesin, dolu haline hürmet göstersin!

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Bir Hayalim Gerçek Oluyor


İnsanlar kimi zaman mutsuz olduklarından, yaşamın sıkıcılığından, işlerindeki ve özel ilişkilerindeki boşluklardan söz ederler bilirsiniz. Yaşamının gayesini bilemediğinde, içinde çağlamakta olan ırmağın farkına varamadığında düşer insan bu girdabın içine.

Aslında farketmek için işaretleri takip etmek yeterlidir. Zaman zaman kendini gösteren bu işaretler siz onları farketmediğinizde ışıklarını söndürüverirler ama hep oradadırlar. Siz farkettiğinizde o ışık yanacak, yeniden parlayarak etrafı daha net görmenize yardımcı olacaktır.

Benim de kimi zaman farkedip yaşamın gürültüsüne çok kapıldığım için hemen unutuverdiğim, kimi zaman da hiç anlamayıp fırsatları kaçırdığım nice işaret oldu yolumun üstünde. Bir hayalim gerçek oluyor diyorum ya, şimdi size onun işaretlerinden söz edeyim mesela.

İlk işaret: Daha ilkokuldan başlayarak kompozisyon derslerinin prensesiydim. Hele ortaokul ve lisede öyle yazılar yazardım ki benden sonra aynı okulda okuyan kardeşim Türkçe ve Edebiyat öğretmenlerinin "Ablan ne güzel yazılar yazardı kerata, sen de ondan biraz birşeyler kapsaydın" şeklinde serzenişlerine maruz kalırdı. Hatta bir öğretmenim bana gazetecilik okumamı önermişti ama o zamanın aklıyla ve küçük şehrin imkanlarıyla hangi okulun ne anlama geldiğini pek bilemediğimden bu öneriyi kulak ardı etmiştim. Benim için meslekler doktorluk, avukatlık, mühendislik ve öğretmenlikten ibaretti neredeyse o zamanlar üstelik .

İkinci İşaret: Babam eczacı olmamı isterken ben gidip Mütercim Tercümanlık gibi benim dönemimde daha yeni yeni adı anılmaya başlayan bir bölümde okudum. O zaman için bu bölüme gitmemin nedeni, hiç ders çalışmadan ve sınav stresi yaşamadan hem de ülkenin en iyi okullarından birine girebileceğimi bilmemdi. Aklımca, uyanıklık yapmıştım. 

Üçüncü İşaret: Hayatıma astrolojinin girmesiyle birlikte ünlü bir astroloğun aylık burç yorumlarını Türkçe'ye çevirmeye başladım. Bunu yapmadaki gerekçem astrolojiyle biraz daha içli dışlı olabilmekti. Aynı zamanda bu astroloğun keyifli diline bayılıyor, onu daha çok insan okusun ve bunda benim de bir payım olsun istiyordum. Ardından ülkenin önde gelen astrologlarından birine yardımcı olma fırsatı buldum. Bu süreçte bir taraftan astroloji öğreniyor, diğer taraftan da bilgiyi bilenden bilmeyene aktarmada aracı oluyor, dilleri birbirine dost ediyordum. 

Dördüncü İşaret: Dışarının gürültüsünden uzaklaşıp içerinin dinginliğini tatma ihtiyacı ile astrolojinin yanısıra çeşitli eğitimler ve meditasyonlara gider oldum. Acmos, reiki, aile dizimi, değişim-dönüşüm nefesi, geçmiş yaşam terapisi, meleklerle ilgili çalışmalar derken etrafımdakilerin beni "bir garip" görme riskini göze alarak bir çeşit arınma veya daha doğrusu kendimi keşfetme sürecine girdim. 

Beşinci İşaret: Rahatlamak ve konuşarak anlatamadığım bazı şeyleri yazarak aktarabilmek için bir blog açtım, adına da SibelAlem dedim. Yazdıkça rahatlıyor, rahatladıkça yazıyordum. Bazen anlatımlarımda fazlasıyla sembollere dayanıyordum ama öyle herkes anlasın diye de bir derdim yoktu. Ortalamanın üstünde bir zekaya sahip olduğumu düşünsem de yazarken zihnimi değil kalbimin sesini dinliyordum. Duyduğum ufacık bir söz yada gördüğüm güzel bir kare ile birlikte ilham perileri uçuşuyordu yüreğimde ve ellerindeki sihirli değneklerden altın renkli tozlar dökülüyordu sayfama.

Birden işaretleri anlamlandırma aşamasında buldum kendimi. Hiçbir şey gereksiz yere konmuyordu içimize. Demek ki misyonum - yükselen İkizler'in de etkisi var tabii - bilgiyi aktarmaktı. Bunun için seçtiğim yol, Babil'de ayrılan dilleri biryerlerde buluşturmaktı ama özellikle de spiritüel konularda. Sırf sınavı rahat kazanacağım için üniversite eğitimimi dil üzerine yapmamıştım ya. 

İnsan donanımının farkına daha kolay varıyor, aynaya bakması bile yeterli oluyor kimi zaman. Ancak yazılımını farketmesi için belli kodları kavrayabilmesi gerekiyor. Ve öyle bir şey ki, yazılımınız zamanla donanımınızı da etkilemeye başlıyor.

Gittiğim bir atölye işaretlerin ve kendi yazılımımın kodunu çözmeme daha da yardımcı oluyordu. Hangi enerjilerle doğduğumu, nelerin bedelini ödediğimi, nelerin ödülünü aldığımı daha net görüyor, bir yandan da aslında iradem sayesinde herşeyi en hayrıma olacak şekilde dönüştürülebileceğimi, bazı konularda biraz daha cesur olmam gerektiğini, ilk adımı atmanın utanılacak birşey olmadığını, hayattaki en büyük mutluluğun insanın kendini gerçekleştirmesi ve bunu yapabilmek için önündeki engelleri bir bir aşması gerektiğini öğreniyordum.

Değişim-dönüşüm süreci kendini yazılımımdaki farkındalıklarla ve yine işaretlerle göstermeye başladığında artık işaretleri daha ışıkları sönmeden farkedebilmeye başlamıştım. Gerçi her alana uygulayabildiğim bir teknik olduğunu söyleyemem ama şimdilik bir hayalime ulaşmamda yolu bana bu ışıkların gösterdiğini söyleyebilirim. 

Yukarıdaki tüm işaretler bir yapboz tahtasındaki parçalar gibi biraraya geldiler.  Spiritüel Aktüel Yaşam Portalı sloganına sahip bir internet dergisinin yurtdışına açılma çalışmalarının içinde çevirmen olarak buldum kendimi. Artık "bilge" bir çevirmendim! Nasıl olduğu uzun hikaye ama emin olun, buna birçokları tesadüf der. Oysa ben bunun benim yolum olduğuna ve ben işaretleri farkettiğim için önümde bu yolun belirdiğine inanıyorum. Kimbilir belki şimdi çevirilerle önümde açılan bu yol ileride beni daha farklı yerlere de götürebilir.    

İşaretleri izleyerek geldiğim noktada bir hayalim gerçek oluyor. İnsanlık için ne derece önemlidir bilemiyorum ama benim için büyük bir adım çünkü tüm işaretleri bir sepete koyabildim bu sayede.

Hayalim gerçek olduğunda pek tabii ki bunu ilk sizlerle paylaşacağım.  Yazdıklarım, çevirdiklerim ve yaptıklarımla beni garipsemeyen ve hatta beni motive eden, bu yolda devam etmem için yüreklendiren, ileride bir gün beni bambaşka bir yerde görmeyi ümit eden, hayallerimin gerçekleşmesine dilekleri ile yardım eden dostlarla...

Darısı diğer hayallarimin başına. İşaretleri çözmeyi az çok öğrendiğime göre, ışıkları sönmeden görebilirim umarım onları da. O muhteşem filmdeki "Bulanlar arayanlardır" sözünün izindeyim. Aradığım her mutluluğu bulmayı umuyorum. Ve tabii ki sizler de bulun istiyorum.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

Kantarın Topuzu Kaçmadan


21 Mart’ta Koç’un ateşi ile harekete geçen güçlü enerjiyi Boğa’da topraklayarak güçlendirmiş ve ayaklarının yere basmasını sağlamış, İkizler’in keskin zekası ve yerinde duramayan heyecanı sayesinde de aksiyona dönüşmesini izlemiştik hep birlikte. Kimimiz farketti olan biteni ve doğanın ritmiyle birlikte geliştiğini farkederek şükretti. Farketmeyenlerimiz ise “bana birşeyler oluyor ya hadi hayırlısı” demekle yetindiler. Herkesin hemfikir olduğu şey ise artık herşeyin çok hızlandığıydı, zamanın ve dolayısıyla da olayların.

Şimdi de Aslan’ın ateşi tepemizde bütün ihtişamıyla parlarken, Koç’un başlattıklarını OL’durmamız için ısıtıyor bizi. Koç’ta tohumu atılan her ne ise şimdi Güneş’in enerjisi ile doğmaya hazırlanıyor. Sancılı olmaması için bu doğumun Merkür yardımda, merak etmeyin. Geri geri durarak içe dönmemizi, acele etmeden doğumu beklememizi istiyor bizden. Sabrı öneriyor ve ne tesadüf ki oruçla birlikte sabrı öğrenmeye çalışıyor ve dengeye getirmeye niyetleniyoruz kendimizi. Neyi neden yaptığımızı bilerek aydınlanmanın ve varlığımızı üstlere taşımanın zamanı şimdi.

Ruhumuzun ihtiyacı ile bedenimizin ihtiyacını dengeye getirmemiz isteniyor bizden. İkisinin de esiri olmamamız gerektiğini ve ancak dengelendiğimiz zaman Aslan yaratımının gerçekleşeceği anlatılıyor aslında. Güneş’in yaşam verebilmesi için en derin arzularımıza önce kendini bilip, dengesini bulması gerekiyor insanoğlunun.

Sonra Aslan’ın ardından Başak gelip şifalandıracak ve Terazi de yeniden denge ve güzellik getirecek gerçi ama şimdiden hazır sevgi söz konusu olmuşken Aslan’la ve kalp çakrası ışıldamak isterken, Aslan’a şansların en büyüğünü tanımamız gerekecek ve bunu da ancak dengemizi sağlam tutarak yapabileceğiz. Tüm yaşam bizim hayrımıza olacak şekilde çalışıyor, yeter ki biz onunla senkronize olmayı başarabilelim.

Dengeyi kurmak sadece kendi içimizle değil dışımızdaki dünyayla da ilgili. Kimseyi yargılamamak ve kınamamak gerektiğini, “asla” demenin çok büyük hata olduğunu çoğumuz kınadıklarımızı yaparak ve “asla yapmam” dediklerimizi şu veya bu şekilde deneyimleyerek öğreniyoruz. Sizin de başınıza gelmiyor mu bunlar? İşte herkesin bangır bangır söylediği ama özünü kavramakta zorlandığı hoşgörü böyle bir şey.

Karıncayı takdir etttiğimiz kadar Ağustos böceğini de sevmeyi öğrenelim, herkesi bir amacı var ve herşey gerekli. Şarkı söyleyip dans etmek de lazım, çalışıp didinmek de.

Bizden olmayanı sevmeyerek ve bizimle aynı düşünceleri paylaşmayanları yok sayarak yarattığımız sanal “bizlik” dünyasından hepimizin BİR olduğu, asıl gerçeklik olan “birlik” dünyasına adım atma zamanı. Aslan haritanızın hangi alanında yer alıyor bir bakın ve o alandan başlayarak kimliklerinizden ve öğretilen korkularınızdan sıyrılın. Dengeli bir şekilde ilerlemek için güzel bir ay olsun Ağustos ayı...

Kalp çakranız ışıldasın ve sizden çıkıp her yöne uzansın ışınları, size de her yönden sevgi aksın Aslan ayında, Güneş'in ışınları doldursun içinizi ve sizden geri yansısın...ve durmadan devam etsin bu döngü. 
Related Posts with Thumbnails

.