18 Haziran 2011 Cumartesi

Tatil - Bölüm 1


İçinden gelenleri geldiği gibi yazan blog yazarınız yarından itibaren tatilde...Hatta yarın öğlen saatleri itibariyle kızgın kumlardan serin sulara atacak kendini. Şöyle koskoca bir hafta dinlenecek; bir yandan kitabını okurken bir yandan sevdiği şarkıları dinleyecek, kah limonatasını kah bailey's veya mojitosunu yudumlayacak ama bir fincan çayın tadını da asla hiçbir şeye değişmeyecek.

Mars'ın İkizler'e, Güneş'in Yengeç'e girişini Akdeniz sahillerinde kutlayacak, asıl önemlisi Yaz Gündönümünü yazlık bir mekanda karşılayacak. En uzun gündüzü en güneşli yerde geçirip tüm yıl için içini güneşle dolduracak ve şöyle bir ooh diyecek.

Döndüğünde ise gündüz feneri gibi aranızda dolanarak hepinizi çatır çatır çatlatacak.

Sizler bu arada başka blogları okuyacak, kimin içinden neler geçermiş öğrenecek, bazılarından kendinize bir pay çıkarırken bazılarını çerez niyetine tüketeceksiniz. Kiminiz işinin gücünün peşinde, kiminiz kırık kalplerin kuytularında, kiminiz yeni dilekleri için yeniayın peşinde ve 1 Temmuz'da Yengeç burcundaki son tutulmanın size neler getireceğini merak ederek bir haftayı daha bitirecek.

Döndüğümde burada olun; birbirimize anlatacak yeni öykülerimiz olsun. Ben oraları anlatayım size, siz de bana buraları... Ve sakın ha kıskanmayın bronz tenimi. Ben doğuştan bu renkteyim, özel bir formülüm yok yani ;)

Ha bir de, kızımın şiirini de aşağıda kopyalayım da olsun bitsin ve haydi tatil başlasın.

TATİL
Karneler alındı/ Hepsi 5 çıktı/ Okul bitti/ Tatil başladı.
Sevinç ve üzüntü ile / ama en çok heyecanla/ Yeni başladı!
Begüm

12 Haziran 2011 Pazar

Dönüyor Başım Yine


Bir ayağını düne basarken yarını belirliyor diğeri ve bugün çıkıyor ortaya. Düne basan ve bugünü değerli kılarak yarını hazırlayan sensin. Dünle giden ve şimdi yeni şarkılar söyleten, her yeni şarkı ile bir sonraki basamağa taşıyansın kendini.
Bir elin yukarıda, diğeri aşağıda. Aldığını veriyor, kendine hiçbir şeyi saklamıyorsun. İletensin sen ve göğü yere indiren! Bir elin göğe bakıyor, diğeri yere. Ortasındasın her ikisinin. Tam merkezindesin dünyanın ve merkezde kalarak yaşamın içinde akmak, ne gökten ne de yerden kopmamak hedefin.

Dünyanın eğildiği gibi güneşin ekseni üzerinde sen de başın eğik dönüyorsun ama dimdiksin özünde. Sadece herşeyle bir olduğunu bilmenin alçakgönüllülüğünü ama bir taraftan da o büyük şerefini yaşıyorsun. Kimsenin diğerinden üstün olmadığını, insanın her haliyle ve her kimliğiyle çağrıldığı noktadasın.

Herşey gibi dönüyor, dönüşüyorsun her an. Enerji üreten bir jeneratörsün bu halinde. En küçük zerreler gibi, çakralar gibi, vücudunda dolaşan kan gibi, gezegenler gibi, nefes alıp vermek gibi, yaşamın kendisi gibi...Gecenin gündüze, yokluğun varlığa, ümidin aşka dönmesi gibi.

Bir girdapla derinine inebilirsin dehlizlerin veya bir hortumla göğe yükselebilirsin. Senin elinde hepsi. Korkuların, hırsların ve yere ait ihtiyaçların içinde dönersen başka ümidin, sevginin ve göğe ait sonsuzluk bilincinin içinde dönersen başka. Sensin gideceğin yönü belirleyen, saat yönünde mi tersine mi döneceğine karar veren. İlerlemeyi seçen de sensin, geri kalmayı da. Veya her yanlış saat gibi günde iki kez doğruyu gösterip aldatıcı olmayı da.  Akrep ve yelkovan da herşey gibi bir amaçla dönüyor.

Kimbilir, bazen karıştırıyorsun bile. Dönen sen değilsin de senin etrafındakiler belki de. Başını döndürmüyor ama tüm bu helezonlar. Herşey gibisin çünkü sen de. Ne atomdan farkın var ne de uzaydan. Ne bir diğer milletten, ne de  sonradan edinilmiş diğer kimliklerden. Bir daire gibi sonsuzluk içindesin, başın ve sonun birbirini takip ediyor ve hiçbir noktada tükenmiyorsun. Ne köşen var ve de açıların. Çapın kadarsın sadece ama çevreni genişletebilirsin istersen.  

Gerçekten de "birşeyler dönüyor". Farkında mısın?  

8 Haziran 2011 Çarşamba

Öyle Bir Şey


Bir kuş olup uçma isteği, olur olmaz zamanlarda
Bir yaz günü kamp ateşinin etrafında oturmuşken ağustos böceklerinin sesleri
Hafif bir rüzgarın saçlarını uçurması yavaş yavaş
Uzun zamandır kola içmedikten sonra buz gibi kolayı ilk yudumladığında boğazını yakması ve ardından gelen bir oh çekiş gibi mesela
Nedensiz gülmeler dostlarla, ama aynı şeye güldüğünü bilerek
Sonra aynadaki suretine bakıp kendi gözlerinin içine gülümsemek güvenle
Babacan bir güven, annelere özgü şefkat ve bir çocuğun sevgi bekleyen gözleri gibi içini delen
Hani terazinin kefeleri dengeye gelirken ibrenin salınıp salınıp sonunda o doğru noktayı bulması gibi
Beyazın içindeki siyah, siyahın içindeki beyaz olmak
Siyahın ve beyazın gerekli olduğunu bilirken bir taraftan da bir olduklarını ve ayrılığın saçma olduğunu sezmek
Kış boyu yeşil kalan ağaçlar gibi yada hem dimdik hem de eğilen rüzgarla birlikte
Tüm kışa direnip güneşi gördüğünde rengarenk açıveren dirençli sardunyalar gibi belki de
Denizdeki dalgalar, sahildeki kumlar ve gökyüzündeki yıldızlar kadar
Olduğu kadar, alabildiğince, bütünleşebildiğin kadar var olan herşeyle  
Bilmiyorum nereden çıktı şimdi ama öyle bir şey işte
Hem aynı herkesinkilerle hem de başka türlü bir şey
Hem aynı olup hem aykırı olmak belki de
Hem aykırı durup hem de bir olmak gerektiğinde
 "Hani ıssız bir yoldan geçerken
  Hani yılları sayar da insan
  Hani gözleri dolar da birden
  İşte öyle bir şey"
Öylesine işte
Nedense?
Nereden çıktıysa hem de şimdi
Hem öylesine boş
Hem öylesine dopdolu
Öyle bir şey işte...

5 Haziran 2011 Pazar

Oh Life....


Gecenin bir vaktinde keyifli şarkılar dinliyor, bir şekilde yollarımızın ayrı düştüğü ve görüşemediğim arkadaşlarıma zaman ayırabiliyor, kendime eskisine göre biraz daha fazla bakıyor, benim için önemli olan ne varsa onun peşinden gidiyor, gereksiz şeyleri ve çöpleri yaşamımdan atıyor, geçmiş olan hiçbir şeye üzülmüyor ve artık gelecek için endişelenmiyorsam ve herşeyden çok kendimi önemsemeyi öğrendiysem suç mu?

Aşık mısın diyorlar? Mutlu olmak ve yaşamı sevmek için aşık mı olmak gerekiyor?Değilim ya, vallahi!

Çok mutluyum, çok keyifliyim kim ne derse desin, ne sanarsa sansın! Hele de havalar ısındığından beri bir neşeliyim ki görmeyin gitsin. Deli deli konuşuyor, abuk subuk şeylere gülüyorum.  Şu Şanslı Masa denen programa beni çıkarsalar birbaşka benim kadar mutlu arkadaşımla birlikte, söyleyeceğimiz hiçbir şey, yapacağımız hiçbir aşırılık şaşırtmayacak bizi. Herşey mümkün! Her beklenmedik şey hem de. O sert ve korumacı kabuğun altındaki sıcak kan deli deli akıyor, kalbim aman da ne güzel atıyor. O kadar yani! 

Belki de Güneş'in sıcak dokunuşları beni bu hale getiren ya da artık eskisi kadar hapşırtıp burnumu akıtmayan polenler. Kime ve neye alerjim varsa iyileşiyor demek ki? Daha ne olsun! Ya da tatile çıkmaya da az kaldı ya belki de ondandır. Bilmiyorum gerçekten.

Yaşam güzel, an'da olmak, an'ın tadını çıkarmak güzel! Kim neden böyle yaptı, neden bunu dedi, niye surat yaptı diye düşünmektense benim yüzümün hep gülecek olması güzel. İsteyen gelir, isteyen gider. Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim artık. Bir ben varsa benden içerde başka da ne isterim ki zaten!

Evet evet... Gecenin bir vaktinde, hem de öyle somut bir şey yokken beni keyiflendirecek taa iliklerimde hissediyorum yaşam sevincimi.

Mutluyum işte, var mı diyeceğiniz?
Related Posts with Thumbnails

.