8 Mayıs 2011 Pazar

Teslim Ol


"Peki senin hikayen ne?" diye sorulur ya hani, herkesin anlatacak bir hikayesi vardır sorulduğunda. İçinden nice dramlar çıkarabilirsin her yaşamın ya da gülüp geçebilirsin bir zamanlar seni üzan şeylere, o zamanki toy hallerine.

İstisnasız olan şey; bırakın herkesin bir hikayesi olmasını, o meşhur Türk filmi repliğinde olduğu gibi koca birer roman çıkmasıdır yaşamlarından . Öyle ya, vakti geldiğinde de film şeridi gibi geçecek birşeyleri olması da gerekir sonuçta.

Garip olan, çoğu insanın bu romanın içinden en acı veren yanlarını seçip oralara takılıyor olmasıdır. "Kimse beni sevmiyor" diye düşünüp belki de kendilerini bu yolla sevdirmeye, en azından akıllarda tutmaya çabalamaktan olsa gerek, dramlarına sıkı sıkıya sarılanlardır bunlar. İki laflarının biri: "Bu neden benim başıma geldi?" sorusuyla tıkanır böylelerinin, nedense bırakın olanı biteni kabullenmeyi, isyanlardan isyan beğenirler sürekli.

Dramları onları canlı tutar sanki. O gözyaşı dolu, duyanların yüreğini cızlatacak ifadelerle anlatılan nice yaşam öyküleri onları ayakta tutan temelleridir. Birisi küçümserse mazallah ya da önemsemezse o kadar bu sözüm ona dermansız dertleri daha da abartılır yaşananlar, hikayeyi anlatanın yanına bir de ağlayıcılar eklenir. "vah vah, kör talihlidir bu bizimki", "onun başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmedi", "yemedi yedirdi, içmedi içirdi ama ne fayda!" gibi ajitasyon derecesi yüksek, hem ağlayıcıların hem de öykünün kahramanının beslendiği garip bir ruh hali çıkar ortaya.

Ağlayıcılar "aman ya bunlar benim başıma gelseydi ne yapardım" diye aslında içten içe sevinir, öykünün kahramanı ise her seferinde biraz daha kahramanlaştığını hisseder ve her zaman başrolünde olacağı bir hikayesi oluşunun gururunu yaşar.

Kendi dramınız içinde bir şekilde ayakta kalmayı başarabildiyseniz - ki bu pek mümkün değildir bu ajitasyon kahramanları için - biraz garip bakarlar size. Ya umursamaz yaftası yersiniz, "dünya yıkılsa umrunda değil" derler, ya da "vallahi çok iyi görünüyorsun" derken bile gözlerinde şunu okursunuz: " Yer mi Anadolu çocuğu! Böyle yıkılmadım ayaktayım rolleri kesiyor ama kimbilir içi ne kan ağlıyordur". Yani inanmazlar, yıkımların içinden daha da güçlenerek çıkılabileceğine.

Enkazın altından sağlam çıkabilmenin kuralı ise öncelikle bir enkazın altında olduğunu ama dünyanın henüz yıkılmadığını bilmekle başlar. Altında kaldığın molozları birbir atarken üstünden, bir taraftan da kabullenirsin başına geleni. "Evet" dersin, "malzemesi eksikti zaten ve er geç çökeceği belliydi bu binanın". Ya da "Herkesin başına gelebilecek şeylerdi, benimki de başım üstüne" diyerek hoşgeldin dersin her gelene. Bilirsin olan herşey bir nedenle olmaktadır ve başta kötü gibi görünen herşey belki de çok iyi şeylere yer açmak için gerçekleşmiş olabilir. Ya da çok gönülden istediğin bir şey gerçekleşmediğinde belki de yıllar sonra o temenninin gerçekleşmemiş olmasının asıl büyük lütuf olduğunu görebilirsin.

Herşey benim kontrolüm altında olmalı diye düşünerek, geçmişe ve alıştığımız düşünce kalıplarına bağlı kalarak, bırakmayı ve vazgeçmeyi bilmeden biryere ilerlenemiyor. Yaşam senden habersiz akıp giderken, bir kap suda boğmaya kalkarsan kendini boğuluyorsun da. Başkalarını da boğma ama! Acılarıyla varolduğunu sanıp onlarla beslenerek ve kendini yaşama kapatarak sürmüyor hayat, süremiyor.

Bırak bir şu kontrol manyaklığını da TESLİM OL diyesim var birçok insana. Bir de kabul et olanı biteni ve bu haliyle devam et yoluna. Asıl sana sunulan yol buydu kimbilir ve bunu farkedemeden bir taşın üstünde oturup kalmış olabilirsin mesela yıllardır. Ayağa kalk ve yürü. Sadece yürü ve de...

Teslim ol deyince, silahlarını atıp savunmasız kalacaklarını zannediyor olabilirler bu acındırma budalaları. Kimse kimseyi tehdit ediyor veya zorla zindana atıyor değil. Sadece özgürleşmen için bu teslim çağrısı.

Senden büyük bir düzen var ortada, gel teslim ol ve kurtul ayağındaki zincirlerden.

Eller yukarı!

2 comments:

Aslısın dedi ki...

Koskocaman evrende ufacık bir nokta bile değilken, neyin peşindeyiz değil mi?

Sibel dedi ki...

Hiç!
Boğuyor beni bu türler! Mutlu olarak ayakta kalabilecekleri ve ancak o zaman o koskoca evren için bir anlam ifade edebileceklerini bilmiyorlar...

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.