17 Mayıs 2011 Salı

Çiçek Nasıl Yetiştirilir


Yıllardır çiçek yetiştirme konusunda kitaplar okuyor hatta bu haliyle insanların alay konusu bile oluyordu. Oysa günün birinde kendi bahçesinde çiçekler yetiştireceğinin hayalini kuruyordu o kitapların sayfalarında. Başarmak istediği herşeyi okuyup öğrenerek başarmış, tüm çareleri kitaplarda bulmuştu. O rengarenk bahçe hayaline kavuşmanın ilk koşulu da bu konuda yeterli bilgi sahibi olabilmekti. Yeterli bilgi olduktan sonra herşey başarılabilirdi. 

Hayalindeki evin bahçesinde rengarenk çiçekler olacaktı, kırmızılar, pembeler, turuncular, sarılar... Çift kişilik bir salıncak olacaktı sonra filmlerdeki gibi. Yaz akşamlarında bu salıncakta oturup, başını birlikte yaşlanacağı adamın omzuna yaslayarak yıldızları seyredecekti kimi akşamlar, kimi zamanda kitabını okurken uyuyakalacaktı hafif hafif sallanırken, hatta çocuklarına masallar okuyacaktı kimbilir!

Öyle kocaman kocaman ağaçlar olmayacaktı bahçede ama heryer çiçekli bir defter kabıyla kaplanmış gibi görünmeliydi. Bunu yapabilmesi için de "çiçek nasıl yetiştirilir?" konusunu sular seller gibi bilmesi gerekiyordu. Şimdiye tüm bildiklerini kitaplardan öğrenmişti ya işte o yüzden bu konuda da başlıca referansı kitaplardı elbette.

O kadar çok şey okumuştu ki, hangi çiçek ne zaman dikilir, hangisi ne kadar sulanır gibi sorulardan oluşan bir "çiçek yetiştirme uzmanlık sınavı" yapılsa bizimkisi yüz üstünden yüz alırdı kesin.

Artık bu konuda yeterince bilgiye sahip olduğuna inandığında Eminönü'nde buldu kendini. Birkaç paket tohum aldıktan sonra vapurla geri dönerken aklından bunları nasıl ekmesi ve sulaması gerektiğine dair bildiklerini sıralıyor, bir şey atlamadan, herşeyi kitabına uygun yapabilmek için o güne dek okuduğu tüm satırları hatırlamaya çalışıyordu.

Henüz bahçesinde çift kişilik salıncağı olan bahçeli bir evi yoktu. Şimdilik aldığı tohumları saksılarda büyütecek, böylelikle o güne dek okuduklarından öğrendiklerini de pratiğe dökebilecekti. Bir çeşit uygulamalı sınavdı bu da.

Özenle yaptı işini, tam da kitaplarda yazdığı gibi. Elinden gelenin en iyisini yapmış, tohumları tam da olması gerektiği gibi toprağa vermişti. Bu noktadan sonra onun yapabileceği bir şey kalmıyordu. Doğa kendi düzenini biliyordu sonrasında, ona düşen ise beklemekti sadece.

Kitaplarda yazılan herşeyi uygulamıştı ve saksının içinde gizli tohumun bir çiçek olup yaşama selam vermemesi için hiçbir neden kalmamıştı. Zamanında suyunu veriyordu, uygun ışık ve nem ortamında tutuyordu saksıyı üstelik. Oysa ki nedense ısınmadı havalar bir türlü, güneş yüzünü göstermedi ki can gitsin tohuma! Bekleyiş uzun sürdü, hem de çok...

Kitaplarda yazanlara inancı azalmıştı. Herşey harfi harfine uygulanmış ancak beklenen zafere ulaşılamamıştı. Oysa başka evlerin balkonlarında rengarenk çiçekler açmaya çoktan başlamıştı. Nerede yanlış yaptığını düşünmüyordu ama nedense. Başarı, bilgilerin doğru uygulanmasına bağlı değildi tek başına. Birçok koşulun da uygun olması, yaşamın saatine uygun işlemesi ve hatta önce "hayrına" olması gerekiyordu herşeyin.

Bir sabah erkenden sanki birisi dürtmüş gibi uyanıverdi. Üzerine sabahlığını giyip  biryandan da ayaklarına üstünkörü sokmaya çalıştığı terliklerini düzelterek balkona doğru giderken, banyonun önünde kısa bir süre duraksayıp şöyle bir saçına başına baktı. Sanki onu görecek birileri olacaktı da düzgün görünmesi gerekiyordu bu vakitte. Balkona çıktı.

Sonunda saksıdan göğe doğru bir dal yükselmişti. Dalın hemen ucunda bir tomurcuk içinde beklettiği kırmızılığı bir süre daha saklamanın heyecanı ile titriyordu sanki. Onun da zamanı gelecekti, belki kitapta söylenen süre içinde değil ama er ya da geç bu tomurcuk da yapraklarını açacaktı keyifle gerinerek. Kendi zamanı geldiğinde...

Kitaplarda bazı bilgiler asla yazmıyordu bu ama böyleydi işte. Herşeyin kendi zamanı vardı ve ne yaparsan yap, teorik bilgin ne kadar çok olursa olsun değiştiremiyordun hiçbir şeyin oluş anını. Bir gece önceki dolunayın ışığı sulamıştı belli ki toprağı ve tamamlanma zamanı gelmiş, bir çiçek yüzünü göğe dönmeye karar vermişti. 

Başka bir sabah olsa bu kadar erken uyanmış olmasına kızar, beş dakika daha uyusam iyi olur diye başını yastığına gömerdi. Oysa bu kez temiz havayı içine çekmek istedi günün koşuşturmacası başlamadan. Banyoya gidip saçlarını düzeltti, evet iyi görünmesi gerekiyordu onu birisi görecek olmasa bile. Eline bir fincan çay alıp, sabah serinliğinde küçük saksısının karşısında çayını yudumlarken bundan sonra başka kitaplar okuması gerektiğini düşünüyordu.   
  

5 comments:

Aslısın dedi ki...

Harika bir öykümsü bu, ne çok şey söylüyor, alt yazılarda.

Sibel dedi ki...

Değil mi?
Başka bir sürü şey anlatıyor aslında.. Gören göze ve anlayana ;)

HayatVEtavla dedi ki...

Bu ara gözlerim görmüyor anlayışımda epey kıtlaştı zaten ama burnum iyi koku alıyor. yaaaaa nolcak benim bu haaalimmm yaaaaa :)))))))

Sibel dedi ki...

iyi misin sen, halinden şikayetçi tavlacı ?

HayatVEtavla dedi ki...

Hiçte bile şikayetçi değilim allahıma şükür :)

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.