17 Nisan 2011 Pazar

Denge Dolunayı




İlkokulda kafamıza kazınmıştı daha: “Ay’ın kendi ışığı yoktur. Güneş’ten aldığı ışığı yansıtır!”

O zaman farketmiş miydik ne büyük bir görevi olduğunu bu ikisinin? Muhtemelen birini gündüzün ateşi, diğerini gecenin feneri olarak görmüştük sadece. Oysa dünyaya ışık vermekten başka bir sürü nedenleri vardı gök kubbeye kondurulmalarının.

Bu ikisi her ay bir yeniay, bir dolunay olup bir yanyana, bir karşı karşıya dans ediyor ve farklı öyküler anlatıyorlar yeryüzüne danslarıyla. Şimdi sıra Terazi’deki valsde. İki hafta önce Koç’taki kalabalık salsa gösterisinde yüreklere düşen ateş şimdi de kocaman bir ayna olup alevini yansıtacak gönüllere.

Koç “ben” derken, Terazi “biz” demek gereğini gösteriyor şimdi. “Ben” olmayı başarabildiysek “biz”olmaya aday olabileceğiz.

“BİZ” olabilmenin temelidir “ben” olmak. Ne istediğimizi keşfedebildiysek, bağımsızlığımızı ilan edebildiysek gönlümüzün arzuları yolunda ve arzularımızın peşinde koşma cesaretini gösterebildiysek, “ben” olabildik demektir. Bu, iki ayağı olması gibi insanın eşyanın dengede olması gereğidir. Her bir ayak ne denli güçlü basarsa yere, bacak kasları ne kadar güçlüyse o kadar güçlü adımlar atmazlar mı birlikte? Ondan değil midir aslında “davulun dengi dengine vurması” ile anlatılan.

“KENDİ” olabilmek “BİZ” olabilmenin en önemli şartıdır o halde.

“BİZ” olabilmek için bir de herkesin “ben” gibi olmak zorunda olmadığını ve herkesin farklı gayeleri olabileceğini bilmemiz gerekiyor. Yaşamı başkaları ile birbirimize gireceğimiz bir savaş meydanı gibi görmeye son vermemiz, asıl savaşı kendimizle vererek yaşamın huzur içinde devamı için öncelikle adalete yer açmamız gerekiyor. Sadece “ben” değil, “BİZ” olarak BURADA olduğumuzu anlamamız gerekiyor.

Herşeyden önce KENDİ arzularımızın peşinden gitmektir yaşam ama kimseyi ezmeden ve eşzamanlı olarak başkalarına da saygı göstererek.

Sadece karşımızdaki kişilerin isteklerine göre değil KENDİ isteklerimizi de gözeterek dengede olmayı gerektirir “BİZ” olmak.

Vermeyi bildiğimiz kadar almayı da bilmektir.

Kendimizi önemsediğimiz kadar diğerlerini önemsemek, diğerlerini önemsediğimiz kadar kendimize değer vermektir.

AY olmaktan çıkıp AYNA olmaktır artık. Kendimizi başkaları kanalıyla daha iyi tanıdığımızı farkederek herkese teşekkür edebilmektir.

Savaşçı Koç, barış yanlısı Terazi’de bütünlüyor şimdi kendini. Tüm savaşçı yanlarımız törpülenmek ve huzur ile tamamlanmak istiyor. Döngüsel zaman tik tak tik tak işlemeye devam ediyor ve Terazi dolunayı belki de en çok aşkı ışıtıyor!

Öyle değil midir aşkta da? Öncelikle “KENDİ” olmayı başaran iki insan “BİZ” olmayı başaracak bir aşkı büyütebiliyor. Bu, her ilişkide geçerli, anne-çocuk arasındakinde de annenin “KENDİ” olmayı başarmış olması gerekiyor en azından ama bir tek bu ilişki diğerlerine göre en kuralsızı. Burada bile anne ve çocuğun birbiriyle çelişen ihtiyaçları olabiliyor da sonunda dengeyi bulabilirlerse ilişkilerinin zeminini sağlamlaştırabiliyorlar.

Şu an ilişkilerimizde tamamlanamıyorsak eğer, varmamız gereken bir menzil varsa yolumuz zaten açılır zamanı geldiğinde. Aşk, zaten gelir bizi bulur veya biz aşk oluruz. Bu sefer değilse, diğer sefere.

BİZ olduğumuzda dünya yeniden yeşerir, yaşam yeniden kutsanır! Güneş’in ve Ay’ın ışığıyla!

“Kendini olduğun gibi kabul et, çünkü Tanrı seni kabul ediyor... Tanrı sana saygı duyuyor ve sen ise henüz varlığına saygı duymuyorsun.... Tanrı seni var olman, dünyasını görmen, müziğini dinlemen, yıldızlarını seyretmen, SEVMEN VE SEVİLMEN İÇİN SEÇTİ... Bundan dolayı son derece mutlu ol, daha çok ne isteyebilirsin?” –OSHO-



0 comments:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.