14 Şubat 2011 Pazartesi

Sevilenin Ardından



Onu son gördüğümde bir hastane odasında yatıyordu. Bir deri, bir kemik kalmıştı. Dünyaya geldiği andan tek farkı, şimdi ceplerine irili ufaklı deneyimler doldurmuş olmasıydı.

Elimi tuttu, göğsüne götürdü.

- Çok acıyor, dedi.
- Geçecek, dedim. Geçmesi için son nefesini vermesi gerektiğini her ikimiz de çok iyi biliyorduk oysa.
- Daha iyiyim, dedi. O da beni avutuyordu. Kaçınılmaz sonu dile getirmiyordu kimse. Vedalaştık, son kez öptük yanaklarımızdan. Birbirimize umut dolu sözler söyledik.

Çok geçmedi aradan. Geçen sene bugündü ölüm haberini aldığımda. Biliyorduk hepimiz onun yolculuğa hazırlanmakta olduğunu ve daha fazla acı çekmeden elveda demesini istiyorduk aslında. Yine de tüm sonlar gibi acı verdi ölümü.

Yaşamın sonsuz döngüsüne karışsın diye yeniden, canım dedemin bedenini toprağa, ruhunu ise geldiği ışık diyarına uğurlamak için yeniden düştük yollara.

Geçen sene Sevgililer Günü'ydü işte. Çok sevdiğim dedemi kaybetmiş ve cenaze dönüşünün ertesi günü hemen kendimi bir başka son hazırlığı için avukat kapısında bulmuştum. Ne de olsa bir önceki günden antrenmanlıydım bitişlere. Ne ironik bir Sevgililer Günü hediyesiydi ama!

Süresini dolduran her oyun sona eriyor, rolü biten herkes sahneden ayrılıyordu. Bize düşen, bu yolculukta bize eşlik eden ve işi bitince de giden herkese teşekkür etmekti. Gidene kal demek anlamsızdı. Yol açılmıştı ne de olsa ve o yolda yürünmesi gerekiyordu artık cesurca.

Zor olacaktı tabii, bir zamanlar sevgiyle tutulan elleri bir daha tutamayacağını bilmek ama işte bazı şeyler tüm yaşanmışlıkları değiştirebiliyordu. Yine öyle olmuştu. Yiten bir sevgi ile biten bir ömür yüreğimde derin bir üzüntü bırakmış, ardından yerini kocaman bir boşluğa terk etmişti. Herşey ama herşey değişiyor, dönüşüyordu durmaksızın. Yürekteki boşluklar da bir şekilde yeniden dolabilmeyi öğrenmeliydi. Kendi kendini onarmayı öğrenmişti bile tüm yaralar. Resimde omzumda duran kesik el, kanamayı durdurmuştu çoktan.

Yaşamın hediyelerini sunuş şekillerinden biri de böyleydi işte. Başta bunların birer hediye değil de ceza veya kötü kader olduğunu sanıyorduk ancak sonradan görüyorduk ki kötü sandığımız birçok şey güzelliklere neden olmuş sonunda. 

Nasıl yeni canlar gelecekse dünyaya, yeni aşklar da girecekti yüreğime elbette. Girmeliydi de, izin vermem gerekiyordu sadece! Yaşam benden yanaydı ne de olsa, en güzel izinleri de hak ediyordu.



Her bitişin, yeni bir başlangıcın müjdecisi olduğunu öğrenecektik zamanla.

NUR içinde OL, sevgili dedem! Kimbilir, belki yeniden karşılaşırız bir yerlerde...



* * *
Gökten üç elma düştü. Biri giden sevgililerin, diğeri yoldakilerin başına...

Üçüncü elma ise Sibel'in alemini içinden geldiği gibi anlattığı bu yazıyı okuyanların başına dank diye çarpıverdi. Elmanın kafalarına toslamasıyla birlikte bu yazıyı okuyanlar ilk uykuda görülen bir rüya gibi ne okuduklarını unutuvermişlerdi ama ayıldıklarında akıllarında tek bir şey kalmıştı:

"Sıkı sıkı sarılmalı insan sevdiklerine ve sevgisini dile getirmeyi asla unutmamalı. Yarın çok geç olabilir!"

Sevgililer gününüz kutlu olsun, her gününüz sevgi ve umut dolsun!
Eros bu sene oklarını gerçek aşkı hak edenlere  fırlatsın!

0 comments:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.