27 Şubat 2011 Pazar

Bırak Gitsin



Bırakmak zordur bazen. Kimi zaman neyi terketmeniz gerektiğini bilmezsiniz bile ama birşeyler sizi bağlıyordur bileklerinizden, ister istemez köle oluyorsunuzdur ona. Bunun bir kölelik olduğunun farkında değilsinizdir de üstelik. Öyle ki zaten bu şekilde olmaktır doğrusu diye inanır, inancınız zayıflamasın diye de türlü kılıflar uydurursunuz bağımlılıklarınıza.

Öyle doldurur, tıkar ki bunlar ruhunuzu bedeniniz de aynı hızla dolar. Her bağımlılığınız, her korkunuz, her endişeniz bir hastalık adı alıp kendine bedeninizin bir yerinde gösterir kendini. Temelde yatan sebebi ortadan kaldırmadıkça ilaçlar geçici rahatlık verir bedeninize ama ruhunuzu tedavi ediyor olmanız gerekir öncelikle. Bundandır ki nice ölümcül hastalıklardan kurtulan insanları diğerlerinden ayıran tek şey onların iyileşmeye olan güçlü istek ve inançlarıdır. Böylelikle öncelikle ruhlarını sıyırmayı başarırlar tüm bağlarından ardından beden de ruhtaki bu değişime eşlik eder.

İlk nefes çalışmalarında farketmiştim ki hakkım olanı almada ve sonra da bırakmada zorluk çekiyor, nefesimde olması gereken ritmi yakalayamıyordum. Sonra deneye ede, olumlaya tonlaya falan ritmi yakaladık da alabilmeye ama aynı şekilde bırakabilmeye programladım kendimi.

Böylelikle bir sürü çalışma birbirini kovaladı derken kaç zamandır yok efendim affetme meditasyonudur yok efendim çakra temizliğidir diye birşeyler tutturdum gidiyorum. Derken bir arınma bir arınma ki sormayın gitsin! Meğer ne çok öfke varmış içimde yıllardır biriktirdiğim ve ne çok kırgınlık varmış içime birer cam kırığı gibi attığım hepsi bir bir kıyıya vurup intihar ettiler. Öfkeler ve hayal kırıklıkları ruhumdan temizlendikçe bedenimden de çıkıp gittiler. Öyle çarçabuk olmadı ama, uzun sürdü bu temizlik gerçi. Ne zamanki ruhum arınmış belli, bedenim de "E hadi madem, sıra bana geldi. Ben de bir temizlenivereyim olsun bitsin" dedi. Böylece bıraktım gitti hepsini.

Hem iyi ki zamanında çıkardım bedenimden onları ki içimde daha da birikip kronik hal almadılar, ne biliyim herhangi bir tümöre dönüşmediler ya da kanıma karışmadılar falan. Sessiz sedasız tıkadıkları organlarımı silip temizleyerek dışarı çıkmayı başardı keratalar.

Şimdi yarın sonu -koskopi ile biten bir dizi ufak operasyon sonrasında biliyorum doktor bana neler önerecek. Mesela sigarayı bırak diyecek eminim. "Oooo, doktorcum diyeceğim. Ben neleri bırakıp gitmeyi bildim, sonra neleri bırakıp dönmeyi sen bir bilsen? Üstelik bıraktığım şeylerin ardından üzülmemeyi de öğrendim artık. Zamanı dolmuştu dedim, kabullendim bırakmayı. Hem bir bilsen ne bağımlılıklarım vardı benim sevdiklerime karşı duyduğum ama bak bir bir onları da bırakmayı öğrendim.  Bir sigarayı mı bırakamayacağım aşk olsun. Sigara dediğin sevgili mi ki bırakamayım?"

Evet, doktor şunu şunu bırak dediğinde aynen bunları söyleyeceğim. Hem ayrıca birinin bırak demesine ne gerek var ki, ben bilmiyor muyum bana zarar veren şeyleri yaşamımda tutmamam gerektiğini? Hiç laf işte onunkisi de! Bırak gitsin be Sibel!


Böyle diyeceğim de yurttaki oda arkadaşım, yalnız kaldığım akşamlardaki sırdaşım, işyerinde çay-kahve molasının sevgilisi, arkadaşlarımla kaynattığım sohbetlerin çeşnisi, sevinince keyiften, üzülünce kederden sarıldığım yoldaşım bakalım o beni kolay bırakacak mı?

Bilmiyorum ama denemeye değer sanırım. Arınacaksak madem toptan olsun en güzeli. Bıraktım gitti, hadi bakalım!

Bunu da böyle alenen söylüyorum ki parmaklarımın arasından tüten bir duman görürseniz, alın elimden hemen. Hem hiç de yakışmıyor benim gibi medeni, temiz, pak bir kıza...

Ha ama sonra da Bueno'nun enfes kremasına müptelalık başlarsa bende hiç karışmam, zamanı gelince onu da bırakırım nasıl olsa der bir güzel keyfime bakarım.

2 comments:

Aslısın dedi ki...

Bırakırsın, neleri bıraktın bak, kendin söylemişsin.

Sibel dedi ki...

Bıraktım gitti, yoksa o beni bırakacak. Terkeden ben olayım dedim!

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.