27 Ocak 2011 Perşembe

Yazı(yorum)


 



Başlangıçta herşey toz ve gaz bulutuydu. Yazmaya başlamadan önce yani...

Sonra bir patlama oldu ve bammmmm!!!

Dedim ki, ben yazmalıyım. Tüm hücrelerim dağılmalı kainata ve benden parçaları taşımalı en ücra köşelere. Önce aman da birileri okusun diye bir gayem yoktu aslında. Tek derdim kendimi gerçekleştirmek, özümdeki yeteneği yüreğimin sesi ile bezeyerek ahenkli bir ritim yakalamaktı. Yazarak ifade etmeliydim kendimi, kelimelerde tecelli etmeliydi yüzüm.

En becerikli olduğum alanlardan biriydi yazmak sonuçta. Çoğu zaman konuşurken ifade etmekte zorlandıklarımı yazarak öyle güzel anlatabiliyordum ki. Hele ki en yürekten konuştuğum zamanlarda gözlerim dolardı hep ve çoğunlukla da kelimeler boğazıma düğümlenirdi. Sözlü ifadedeki bu utangaçlığım ve duygusallığımın, yazılı ifadede de kendini otosansür olarak göstereceğini ama zamanla bunu aşabileceğimi biliyordum. Yeter ki bir başlayayım, sonrasında iyice açılacaktım ve cüretkar bile olmayı becerecektim.

Böylelikle aldım klavyeyi önüme. Bazen bir küçücük söz, bazen bir anının depreşmesi, bazen minik bir işaret derken bir baktım yüreğim dile gelmiş, kelimeleri ardarda diziyor zihnimin bir köşesine.

Sonunda bilinmek ve takdir edilmek istedim.

Ve baktım ki birileri sevdi sözcüklerimi. Gönülden yazdığımı gördü kimileri de. Birçoğu da kendini buldu asıl. Çok şaşırtanlar da oldu beni. Mesela hiç okuyacağını ummadığım kişiler okur olmuşlardı yazdıklarımı. Samimi buldular, kendilerini buldular yazdıklarımda; onlardan farklı değildim çünkü. Tek farklılaştığım şey bazılarının duygularına tercüman olabilmem, birtakım söz öbekleri ile doğru dürüst ifade edebilmemdi kendimi.

Yeni insanlar tanıdım, eskilerle daha da kaynaştım yazarak. Aslısın, yıllar öncesinden çok sevdiğim bir arkadaşımdı ve çok da destek oldu bana yorumlarıyla. Gezenti ile gezdik, o gezdiklerimizi ve ben hislerimi yazdım. Hiç tanımadığım insanların yazılarına yorum yazdım, onlar da benim yazdıklarıma. Hele bir gizemli Momento vardı ki, çok bana benziyordu aslında ama ne kim olduğunu bildim ne de birkaç dokunaklı yorumdan sonra görebildim yorumlarını.


Arkadaşlarımın çoğu “Mutlaka devam etmelisin” dediler. Hatta kimi abartıp “İclal Aydın’dan, Ayşe Özyılmazel’den neyin eksik şekerim? Sen de bir gazetede rahatlıkla yazarsın, göster kendini” diye gaz verdiler. Bazen birileri “Şu konuda da yazsana” dedi. Hiç üşenmedim oturdum yazdım, kalktım yazdım. Ruhum beslendikçe yazdım. Güneş doğdukça, gece çöktükçe yazdım. Gezegenler döndü ben yazdım. Yeniayla niyet ettim, dolunayla tamamlandım. Tutulmalar yaşadım bazen, ekinokslarla eşitlendim. Mevsim döndü ben yazdım, eskimiş ayları kırpıp kırpıp yıldız yapıp onların üstlerine de yazılar yazdım.


İç sesimi her dinlediğimde, özellikle de atölye dönüşü akşamlarda daha da çok yazdım. Yıllardır bildiğim şeylerin teyit edilmesi daha da gaza getirmişti beni. Yükselen burcum, yazar ve düşünür bir burç olan İkizler’di. Şans noktam da İkizler’in evi olan üçüncü evimdeydi. Onikinci evimdeki Boğa, benim bu işi daha önceki yaşamlardan bildiğimi gösteriyordu. Dördüncü evimdeki Aslan da aslında sahneye alışık bir ruhum olduğunun işaretiydi. Yazmanın ve İkizler’in gezegeni Merkür 6. evimde yani hizmet alanımdaydı. Ayrıca burada Akrep burcu vardı ki derinliği de beraberinde getiriyordu. O zaman heybemdeki hazineleri kullanmanın da vaktiydi demek. Jüpiter de mutluluk, bereket ve şans yağdırıyordu dokuzuncu evimden.


Bir de bunları apaçık görünce yazdıkça yazasım geldi , bazen de nadasa bıraktım kendimi. Sonrası hep daha verimli oldu gerçi. Bir taraftan beğenilmek güzel şeydi, bunun için çaba da harcamıyordum üstelik. Tek yaptığım içimden gelenleri dışa taşımaktı. Bir baktım annem ben işteyken girip girip okurmuş yazdıklarımı, hatta küçücük kızım bile. Bu hem hoşuma gitti hem de tırsmadım değil. Ben içimden geleni yazacaktım ve bazen içimden gelenler annelerin ve çocukların hoşuna gitmeyen şeyler olabilirdi. Cesaretimi topladım, varsın neysem öyle bilsin, öyle sevsin herkes beni dedim.


Kırkıncı yazımı yazdığımda Kırklandım demiştim ya, şimdi de yüzüncü yazıya doğru ilerlerken bunlar geldi içimden.

Eskiden etrafımdakilere “bir yazı yazdım, okusana” diyordum, şimdi de sosyal paylaşım ağları üzerinden iletiyorum herkese yazdıklarımı. Sözcüklerimi sevenler, aynı enerjide titreştiğim dostlar okusun diye. Herkesin Güneş’i birbaşka şekilde parıldıyor ve dostları gezegenler olup çevreliyor etrafını işte. Bu da benim Güneş’im. Kimi zaman ben sizlere pervaneyim, bazen de siz bana. Herkes kendi yaratımlarıyla bütünleniyor çünkü ve tamamlıyoruz birbirimizi.

Daha da tamamlanmak, bir ve bütün olmak bir orman gibi ama bir ağaç gibi özgürlüğü elden bırakmamak dileğiyle...


3 comments:

Adsız dedi ki...

sen yazmaya devam et arkadaşım, ben hepsini zevkle okuyorum, klavyene kuvvet

elifo

Aslısın dedi ki...

Aslısın yer seni! Canım arkadaşım, öyle güzelsin ki...

Sibel dedi ki...

Elifom, sağol canım arkadaşım.

Aslım, sen de çok güzelsin, biliyorsun...

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.