21 Ocak 2011 Cuma

Düş Bahçesi

Olmasını çok istediğimiz birşey bir türlü gerçekleşmediğinde üzülüp duruyor ve ille de olsun diye zorlamaya devam ediyoruz şartları. Sonra yine ertelemeler, beklemeler, ümit etmeler, tökezlemeler, aynı noktaya geri dönmeler.

Madem olmayacaktı ne diye bunca çabaladım diye üzülmeler ve işin kötüsü hayal kırıklığı. Hele de herkesi ayağa kaldırdığınız bir durum varsa, bir de elaleme rezil olmalar.

Bir düşse bu yaşam bu tür olmayan ama oldurmaya çalıştıklarımız da düş içindeki bir diğer yanılsama. Zannediyoruz ki bu yanılsamalardır ihtiyacımız olan. Çatlasak da patlasak da düşümüzün dışında bir yaşam kuramıyoruz oysa. Düş içindeki ufak tefek yanılsamalar asla gerçekliğe taşınamıyor.

Asıl ihtiyacımız olan şeyler ise bir küçücük OL demeyle gerçekleşiveriyor, hiç de öyle zorlamak, itelemek falan gerekmiyor. Aslolan onlar çünkü. Gerçeğimiz, bizim düşümüz.

Düşe kalka öğreniyoruz ama. Yanılsamaların tuzağından bir kurtulabilsek, o yamuk yumuk aynaların olduğu odadan bir çıkabilsek öncelikle.

Çıktıktan sonra o kadar net görüyoruz ki kendi düşümüzü. Hani uyanınca anlatmaya çalışırız gördüğümüz düşü de saçma sapan gelir. "Bir yerdeymişim, sonra nasıl olduysa yanımda bilmem kim var. Sonra bir bakıyoruz başka bir yerdeyiz, herşey bir garip vs vs.."

Yaşam dediğimiz düş de öyle. Herşey nasıl olduğunu anlamadığımız bir şekilde, sanki sihirli bir değnek dokunmuşçasına, sanki bir dokunuşla tamamı devrilen domino taşları gibi gerçeğe dönüşüveriyor. İçindeyken anlamıyoruz da şöyle bir resmin bütününe bakmaya kalktığımızda herşeyin, her yaşamın, her hayalin  içiçe geçmiş ilmiklerle birbirine bağlı olduğunu, en saçma, lüzumsuz ve hatta kötü görünen şeylerin bile bir amaca hizmet ettiğini öyle iyi görebiliyoruz ki.

O zaman anlıyoruz. Aslında tüm dünya, tüm evren bizim hayrımıza çalışıyor. Kendi yolumuzu açıyor önümüzde, yanılsamalar ile de yolumuzun ne olmaması gerektiğini anlatıyor.

Yanılsamaların tuzağından kurtulduktan sonra bir düşelim asıl düşümüzün peşine hele. Oturup beklemekle de olmuyor tabii ki. Ufacık bir adım yetiyor gerisinin bir çorap söküğü gibi gelmesine.

Anlayabiliyor muyuz?
Duyabiliyor muyuz?
Görebiliyor muyuz?
Seziyor muyuz?

Peki ya asıl biliyor muyuz kendi düşümüzü?
Peşine düşüyor muyuz?

0 comments:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.