26 Aralık 2010 Pazar

Şah ve Mat

"Yıkılmadım, ayaktayım" şarkıları söyleyedur bir taraftan, diğer yandan bir bakıyorsun ki çaresiz kalıvermişsin de üzerini toprakla örtmeye çalışıyorsun aslında.

Bazen "Gün olur alır başımı giderim" şarkısını söylemek istersin oysa. Tüm gemileri yakıp gidebilme cesaretine rağmen kaçıp gidemediğin anlar olur. Oysa ne büyük bir özgürlüktür, seni hiç kimsenin tanımadığı bir yere gidip sadece ve sadece kendi sesinle başbaşa kalabilmek. Sabahın erken saatini bir simit ve biraz peynir, yanında da bergamut kokulu çay ile karşılayıp sonra tüm günü aylak aylak gezerek, sokaktaki taşları tekmeleyerek geçirmek. Kimsenin karışmadığı, kimsenin umrunda olmadığın bir gün yaşamak.

Gidemezsin ama. O çok sevdiğin sorumluluklar ağır gelmeye başladıkça omuzların ağrır da ağrır. Sadece omzunda değildir yükler, ayaklarında da prangalar vardır kimi zaman. Yürümeye çalışsan da başaramazsın.

Kalırsın öyle olduğun yerde. Yapabildiğin tek şey gözyaşlarına sığınmak olur. Ertesi gün ise hiçbirşey olmamışçasına yeni bir güne uyanırsın. Dikkatli gözler ve temiz özler anlar yalnızca tüm gece ağladığını. Oysa sen gülen yüz maskeni takmış, rolüne devam ediyorsundur.

Dilediğin kadar uzmanlardan yardım al, Öz'ünle konuş, içinde dağları devirecek o sonsuz gücü bul...Bazen herşey ama herşey yetersiz kalır. Bir maç gibidir yaşam, ne kadar hazırlıklı çıksan da sahaya rakip çetin ceviz çıkar veya rüzgar senden yana esmez. Bir şey olur işte ve kazanan sen olamazsın. Asıl üzen şey yenilgi değil galibiyet için çok çalışmış olmana rağmen çabalarının karşılıksız kalmasıdır. Yoksa yenmek de yenilmek de maçın kaderinde vardır. Öyle bir şey işte.

***
Dışarıda deli gibi yağmur yağıyor. Okyanuslar gibi tuzlu gözyaşları şifa niyetine akıyor ve temizliyor yaraları.Yarın sokaklar tertemiz olacak, yaralara tuz basılmış, kan pıhtılaşmış ve kötü koku bastırılmış olacak. Yerini tertemiz bir güne bırakacak yağmurun ve gözyaşlarının yaptığı temizlik.

***
Çocuğuyla en iyi iletişim kuran anne rolüne aday kadın, bugün çuvalladı! Alıp başını gitmeyi düşünecek kadar sıtkı sıyrıldı nedense. Ay tutulması duygusal gelgitlerini yeni yeni hissettirdi belki de.

O sözüm ona güçlü kadın 7,5 yaşında bir kız çocuğuna yenildi bugün!

Şah-Mat!
Tuş!
Nakavt!
Game Over!
Whatever!

Pes!!!

4 comments:

Aslısın dedi ki...

Varsın bugün de pes et be sibel. Bunu da tevekkülle karşılayabilmek değil midir önemli olan?
Hem dediğin gibi yarın sabah tertemiz bir sabah olacak, nasılsa. Çünkü "yağmur" yağdı bu gece hem de çokça.

Sibel dedi ki...

Ettim gitti be Aslım!
Kendime geliyor tezahürat:
"Yensen de yenilsen de gönlüm hep senle"

Adsız dedi ki...

Önce beyaz oynar, Şahın önündeki piyon iki kare ilerler. Siyah aynı ile cevap verir. Sonraki hamlende beyaz vezirin önündeki piyonu tek kare ileri ittirirsin. Siyah taraf atını merkez dörtlüyü tehtit ederşekilde piyonunun geri çaprazına çektmiydi, işte! o dur en mutlu anı satranç oyuncusunun... Zira, en bildik, en kısır, en süprizsiz oyunu başlamış demektir saçranç denen oyunun. “Şah Gambiti” Artık bellidir, oyundaki her adım, hem sen süprizsiz bir akışın içerisindesindir hemde kaşındaki. Oyun sonunda %51,5 tam hesaplanmış oranı ile beyaz kazanacaktır. Yada geriye kalan oranda oyun pat ile sonlanacaktır. Ama ne olursa olsun oyunun sonunu piyonlar getirecektir, o piyonlar.

O piyonlar ki aslında oyunun başlangıcında en sevmediklerin, onlarki oynamaktan en zeyk aldığın silahlarının önünü kapayanlar, onlarki yanlızca tek kare düz ilerleyip sadece çaprazındakini yiyebilecek kadar zavallı olanlardır.

İşte ben bu yüzden insanı piyona benzetirim. O zavallı piyon satranç tahtasının rakip tarafındaki en son sırasına ulaştımıydı, artık ne olmak isterse odur Kale,Vezir,A yada Fil; her en olmak isterse olabilir, özgürdür artık. İçindeki gerçek kimlik dışarıya çıkmak üzeredir. Çok zor bir yol aşılmış, oyun başındaki super kahramanlar birer birer satranç tahtasından silinmiştir. En değerlisi Şah bile oradan oraya sürüklenmiştir.

Yani iş te o an, işte o son sıra karede dimdik ayakta dururken ve elinde her istediğin şey olabilme şansı ve hürriyetide varken; ben hep piyon olarak kalabilmeyi dilemişimdir. Seçme özgürlüğüm varken, kendi kendime yine kendim olmayı, kendim kalabilmeyi seçtiğimden. Tüm o ana kardar ki savaşı, geride kalan kibirli beylere ve bayanlara karşı verdiğimden, hemde kimse beni buna zorlamamışken, sadece ben basit bir piyon olduğumdan yani; hatta tüm egoma rağmen.

Bu nokada seni yadırgayanlar olacaktır, eleştirenler, hatta suçlayanlar, kendi arzularını senin hayatın üzerine tevhid etmek isteyenler çıkacaktır. Sırf sen piyon olduğunu unutmadın diye, sırf kendin kalmak istediğinden...


Volkan Bayraktar

Sibel dedi ki...

Bunun üstüne daha ne denebilir ki canım kardeşim!
hem hersey olabilme gücü ve özgürlüğüne hem de olduğum gibi kalabilme alçak gönüllülüğüne sahip olabilmek ne büyük bir erdem. Sevdim bu oyunu!
bu arada yazdıklarımı okuyor olman onurlandirdi beni sayın müdürüm ;)

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.