31 Aralık 2010 Cuma

Hadi Yandan


İnsanların zamanı anlamak adına yaptığı takvimlerden birinin başlangıcını kutlamak garip geliyor aslında. Astroloji sevdalısı biri olarak, 1 Ocak’ta kutlama yapmak yerine doğanın bir döngüsünün başlama zamanını yani 21 Mart ekinoksunu kutlamak daha akıllıca olmaz mıydı diye düşünüyorum arasıra.


Babillilerin takvimi 21 Mart başlangıçlıymış mesela. Kuzey yarımkürenin doğusundaki tüm kültürler de Bahar Ekinoksunu kabul etmişler yılın başlangıcı olarak. Bu toprakta yaşayan eskiler de biliyormuş bu işi. Doğanın ritmi ile kendi ritimlerinin aynı olduğu takdirde günümüzde evren ile hizalanma dediğimiz şeyin gerçekleşebileceğini biliyorlarmış.

Nevruz, Hıdırellez ve adını bilmediğim bir sürü ekinoks kutlamaları ile dünya zamanına göre ilkbaharın yani uyanışın ve doğuşun kutlanması ne ulvi bir kutlamadır öyle. Böylelikle doğayı kutsamış, yeni döngünün başlangıcını şenliklerle karşılamış olmaz mıyız? Eskiler bugünleri hem evlerini hem de içlerini temizleme günü olarak görüyor, zamanımızda detoks denen şeyi o zamanlarda da yapıyorlarmış.

Eski bildiklerimizi hatırlama dönemindeyiz. Yakıp yıktığımız kitaplarda, hor gördüğümüz kültürlerde ve görmezden geldiğimiz gerçeklerde saklı kalan tüm kadim bilgiler bir bir ortaya çıkıyor yeniden. Adı değişiyor bazen, daha modern daha janjanlı terminojilerle eski bilgilerimizi yeni ambalajlarla yeniden hayatımıza sokuyoruz.

Takvim başlangıcı olan yıl başının kutlanmasına karşı olduğumu zannetmeyin. Sadece bizi yaşamın özü ile aynı ritme getirecek ritüellerle biraz daha sarmalanalım istiyorum. Baharla uyanalım, gezegenler gibi dönelim, Güneş gibi yanalım, sular gibi çağlayalım, rüzgar gibi eselim diyorum. Çakralarımızı hissedelim, enerji akışının önünü açalım diyorum.

Yine de yılbaşı da tüm dünyadaki insanlarla aynı frekansa gelmeyi ifade ediyor. Televizyon karşısında görüyorsunuz yeniyıla birbiri ardına giren ülkelerdeki havai fişeklerle yapılan kutlamaları. İnsanlar yaşadıkları yerin meridyenine göre sıraları geldiğinde adımlarını atıyorlar yeni yıla ve sonunda herkes aynı yılda senkronize oluyor. Meridyenlerin, sınırların, dillerin ve dinlerin ayırdığı insanlar yeniden BİR olmayı öğreniyorlar. Ve gittiğimiz dönemde olacağı gibi “Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine” kucaklaşmayı şimdiden hissediyorlar.

Hem bir gün de eğlensin insanlar, bir gün de sarhoş olsunlar. Bir gece biraz fazla cozutsunlar. Bahane mahane, sebebi ne olursa olsun hediyeler versinler birbirlerine. Olsun varsın, pek de güzel hatta.

Çocukluğumuzda dansöz çıkacak diye beklerdi büyükler televizyon başında, şimdi de Victoria’s Secret defilesini bekleyelim bakalım. Evlerindeki kadının yüreğini görmekten aciz olanlar, ekrandaki kadının orasına burasına bakarak girsin şimdi de yeni yıla. Özüne bakanlar ise her zaman olduğu gibi eğlenirken de anlam aramaya devam etsinler.


Tüm bu ahkam kesmeler bir yana 2010’un bittiğine bir yandan da seviniyorum. Son iki yıla ama özellikle de bu son 365 güne o kadar çok şey sığdı ki bu sefer, hayatımı yazsam roman olur ifadesi gerçek oldu vallahi. 2011’de diyorum daha güzel romanlar çıksın ortaya, keyifle okunsun, yüzümde bir gülümseme, yüreğimde bir hafifleme yaşatsın bana.

Yeni yılınız, yeni ritminiz, yeni başlangıçlarınız kutlu olsun.
İçiniz her daim tazelensin, temizlensin.
Yaşamın ahengiyle BİR,
       Kendinizle BÜTÜN,
              Başkalarıyla BİRLİK olun.
İçinizden dışınıza taşsın güzelliğiniz.
Biz değişirsek herşeyin değişeceğini bilelim.


O zaman hadi yandan! Zilleri takalım, çıkı çıkı yapalım!



0 comments:

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.