24 Aralık 2010 Cuma

"BEN"e Mektup


Sevgili BEN,

Senden mektup alınca nasıl sevindim anlatamam. Cevap yazmak istedim hemen ama elim gitmedi. Biraz söylediklerini sindirmek, iyice düşünmek istedim. İşte sonunda yazıyorum. 

Bu arada unutmadan söyleyeyim; hiç meraklanma senin bana söylediklerin ne incitir beni ne de böbürlendirir. Övgülerini de yergilerini de birer armağan kabul ediyorum. Beni senden iyi kim tanıyabilir ve sen bana söylemesen bunları senden açık kim söyleyebilir ki?   

Tek derdimin kendimi anlamak olduğunu görmene sevindim. Bunu yaparken hiç farketmediğim nedenler buldum bugünkü ben olmama neden olan. Kimi zaman çocuklukta verilen şartlanmalar, kimi zaman bilinçaltındaki kayıtlar derken ortaya şu anki tablonun çıktığını gördüm. Yanlış anlama, nihai tablonun beni üzdüğünü söyleyemem. Zaten bu yaşamı deneyimlemeyi ben seçmedim mi? Tam tersine şükrediyorum her günüm için ve her günümün bir öncekine göre birçok şey öğrettiği için bana.

Dediğin gibi artık aile aurasının etkilerini arkada bırakmaya, ben ilerletmeyen her türlü kayıdı dönüştürmeye niyetliyim. Bu yolda barışmam gerekenler var, çok derinde affetmem gerekenler. Bunu nasıl yapacağımı bilsem hemen yapacağım inan. Sen bana bir yol gösterirsin, değil mi?

Sonra dediğin gibi bir imgelemede bulundum. Kendime seçtiğim partner eğer ben bir yarım elma isem onun diğer yarısı olmalı diye düşündüm, ne dersin? Beni benim kadar iyi bilsin, özümü tanısın, ruhumu bilsin. İçinde hiç büyümeyen bir çocuk olsun bir taraftan ama diğer taraftan beni koruyup kollayan babacan bir hali de olsun. İşinden çok beni sevsin, değer vermeyi bilsin. Kadın+Erkek=BİZ yerine Kadın+Erkek=BİR olalım. Nasıl, çok mu ütopik? Sen sordun, ben söyledim ne yapalım?

Şu potansiyellerimi kullanma konusuna gelince öyle seziyorum ki çok az kaldı. Çok ama çok yakında yaşamımın çizgisinin tamamen istediğim yöne doğru değişeceğine yürekten inanıyorum. Kaç yıldır ektiğim tohumların artık biçilme vakti gelmek üzere. Dendiği gibi, "herşeyin bir zamanı var, ekmenin zamanı, sökmenin zamanı". Doğru zaman geldiğinde ben de doğru yerde ve doğru hedefte olacağım. Sadece kendi hayrıma değil tüm insanlığın hayrına birşeyler yapmaya ve bütüne katkıda bulunmaya başlayacağım. Biliyorum, çok az kaldı.

Şu atölyeden beri seni izliyorum demiştin ya, farkettin mi nasıl değiştiğimi, ne güzel dönüştüğümü? Kendini tanımak insana "neden ben?" yerine sadece "neden?" demeyi öğretiyor ve yanıtı bulduğunda da, "kadermiş" demek yerine "ben bunu aşarım" diyebilmeyi gösteriyormuş meğer.

Şimdi öyle ümit doluyum ki anlatamam. 4 Ocak'taki Güneş Tutulması, Mart ayında Uranüs'ün Mart ayında tatlı Jüpiter ile kolkola  Koç'a geçmesi, o en sevdiğim dokuzuncu evimdeki Ay ve Venüs'ün öpüşmesi önümdeki güzel dönemin en güzel işaretleri değil mi zaten? Aaaa unuttum, koşullandırmamalıyım kendimi! Zaten en ilahi enerjiler tetiklendi ve hepimizin refahı için güç birliği yaptılar. Hepimiz bu yoldan geçeceğiz ve hepimiz yaşamımızın dizginlerini elimize alacağız, değil mi?

Eğer bunları unutacak olursam ve eğer bir şekilde kendi gücümü görmezden gelecek olursam, beni uyar lütfen. Senin beni duyduğun gibi ben de seni duyar ve sözünü dinlerim, merak etme.

Her ihtiyacım olduğunda sesleneceğim sana. Bileceğim ki oradasın ve bana en iyi çözümü gösterecek olan sensin.

Sen de arayı fazla açma. Bana yine yaz.

Ben de seni çok seviyorum ve senin gücüne inanıyorum. Çünkü sen, bensin!

Sevgiyle kal,

Sibel  



2 comments:

Sıradan Bir Sazan dedi ki...

Nasıl da özlemişim seni.

İhmalimi bağışlar mısın?

Bir çırpıda okudum...

İyi kal...

Sibel dedi ki...

Yapma bana bunu Sazan!
Bak depresif oluyorum sonra...
Beklerim yine gel, e mi?

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.