25 Kasım 2010 Perşembe

Babama...


Geçenlerde eski bir arkadaşımla kısacık bir sohbet ettik. Sohbet dediğim de zamane türden! “Chat”leştik anlayacağınız.


Sanki araya yıllar hiç girmemiş gibi ikimiz de birbirimizin taa ortaokul numaralarını, o zamandan kalma lakaplarımızı hatırladık. Her dostumla böyledir benim, aradan yıllar geçse de daha dün bir aradaymışız gibi kaldığımız yerden devam ederiz. Asıl bomba bu arkadaşımın babamın adını hatırlamasıydı. Öyle ya, hatırlanmayacak isim de değil ki!

Bende hemen bir ışık yandı tabii. Babamın Türkçe bir isim olmaya uzak görünen adıyla nedense hep gurur duymuştum. Üstelik adı ve soyadı yanyana geldiğinde daha bir asil oluyordu. Sanki adı onu ve kızı olarak da beni çok özel insanlar yapıyordu.

Babamın adını soranlar ilk söylediğimde çoğunlukla anlamazlardı ve hemen ardından anlamını, neden bu ismin konduğunu sorarlardı. Hele eve gelen davetiyelerde adamcağızın adını doğru yazana pek az rastladım. Kimi adını hecelere bölüp iki isimmiş gibi yazar, kimi de işin kolayına kaçıp iyice uydurarak “Ali Bey” diye kestirir atardı.

Babamla aramızdaki sevgi hem çok derin hem de biraz çetrefilliydi. Bir kız çocuğu olarak “anne kızı” olmak gibi gayet sağlıklı bir yol edinmiştim. Anneme onu ne kadar sevdiğimi her fırsatta kolaylıkla hissettirebilmek ve hatta biraz kabuğumdan sıyrıldıktan sonra sevgimi itiraf edebilmek konusunda başarılı olmama rağmen, babamla aramızdaki mesafeyi hep korumalıymışım gibi biraz daha geri durdum. Neyse ki o her zaman bildi onu çok sevdiğimi ve benim de hiç bir zaman şüphem olmadı babacığımın bana sevgisinden.

Onun hep ilk göz ağrısı, “kara lale”siydim! Küçükken onun masallarını dinlemeden uyumak istemezdim. Adamcağız bildiği üç masalı bir süre tekrar tekrar anlattıktan sonra artık çareyi masal uydurmakta bulmuş, bana her gece bir ülke ile ilgili hikayeler anlatmaya başlamıştı. Bir masalda İtalya’ya gider, orada pizza yerdik birlikte. Bir diğerinde Japonya’daki maaile girilen hamamlarda (sonradan adının sento olduğunu öğrendim) yıkanırdık. Yalnız tüm ülkelere yatımızla seyahat ederdik ve ben çocuk aklımda nereye deniz yoluyla gidilir nereye gidilemez bilemediğim için anlattıkları gayet inanılır gelir, yatın içindeki yolculuğun ve farklı sulara demir atmanın keyfini çıkarırdım.

Anlaşılan babamı özlemişim! İnternete girip bunları okumayı bir kenara bırakın bilgisayarın düğmesine basmışlığı yoktur. Okuyamaz bunları belki ama kuşlar ona söyler benim ve kızımın onu çok özlediğini.

Geldiğinde eminim kısa bir süre sonra çatışmaya, küçük tartışmalar yaşamaya, biraz birbirimize surat yapmaya başlarız. Olsun, biz böyle güzeliz!

Filleri ile Roma’ya saldıran Kartacalı komutan! Ara sıra hırlaşsak da seni seviyorum!

















5 comments:

dunyada bir balık dedi ki...

Annee bu bir filmi hatırlattı bana doktor Hanibal hani adamın beynini kesip yiyen :D :))

Aslısın dedi ki...

Tipik anne baba ve çocuk ilişkisi değil mi bu :)) Babanın adı ne yahu:))

Sibel dedi ki...

anibal :))

Gezenti dedi ki...

Anibal amcam birtanedir benim...
Kalbi sevgi dolu tam bir baba..hepimize de babalık yapmıştır hani..

Sibel dedi ki...

Seni çok çok sever, en az benim kadar desem yalan olmaz Gezenti kız!

Yorum Gönder

Related Posts with Thumbnails

.